• defne ergenoglu

ç küçük, bitişik: çatıkatı!

Güncelleme tarihi: 5 Mar




röportajlara çok alıştım, bilmem fark ettiniz mi? belki de karantinanın getirdiği hapsolmuşluk ve izolasyon beni buna itiyor. aman, neyse ne, halimden çok memnunum. zaten yazmaya başladığımdan beri milyon farklı sanatçı ve trilyon farklı genre öğrendim, röportajların hepsi de çook zevkli geçiyor.


şimdi, bilmiyorum dikkatinizi çekti mi, hep küçük harfle başladım cümlelerime. grubun ismi o kadar hoşuma gitti ki, başlangıçta bir nüans olsun istedim. keşke kelimelerimi de bitişik yazabilsem, ama o zaman asla anlaşılmamaktan korkuyorum. hoş, yazdıklarımı tekrar okurken ben bile bazen anlayamıyorum kendimi. miniskül yazmak güzelmiş ama, tuttum bunu.


aslında çatıkatı’nı 2019 yılından beri takip ediyorum. kaç yaşındaydım o zaman, 15 mi? öyle bir şey. ilk bulduğum şarkıları “biri seni…” olmuştu, ki zaten bağımlılığım da oradan başladı. grup yurt dışında olduğu için diyalogdan çok soru-cevap tarzında oldu, ve keşke tanışma şansımız olabilseydi, ama bu durumun grubun havasını ve samimiyetini yansıtmada bir engel yaratmadığını düşünüyorum.


daha fazla tutmuyorum sizi, buyrun çatıkatı! (ç küçük, bitişik)


Defne: Biraz kendinizi tanıtır mısınız? Grup nasıl kuruldu, isminiz neden küçük ç ve bitişik çatıkatı? Bir de sizden dinleyelim.


Merhaba biz çatıkatı! Öncelikle üçümüzün de okul ve iş sebebiyle farklı ülkelerde olduğu bu dönemde bizi derginize konuk ettiğiniz için teşekkür ederiz. Grubun hikayesi (Can ve Bartu’nun) lise yıllarında arkadaş olup müziğe karşı olan ortakilgimizi paylaşmamızla başladı. Bir süre arkadaş ortamında “cover” şarkılar çaldıktan sonra kendi şarkılarımızı yapmanın çok tatmin edici ve heyecan verici olduğunu fark ettik. Bartu’nun dershane sıralarında eşi görülmemiş bir hızla yazdığı şaşırtıcı derecede arabeske kayan şarkı sözleriye, Can’ın o dönem dinlediği üç müzik grubundan çaldığı klasik akor dizilerini birleştirerek kendi şarkılarımızı yazmaya başladık. Daha sonra gruba dershaneden bas gitar çalan bir arkadaşımızı ve Can’ın çocukluk arkadaşı ve multi-enstrümentalist Ural’ı dahil ederek grubun ilk halini kurduk. Kısa süre sonra bas gitar çalan arkadaşımız gruptan ayrıldı ve grubun ismini çatıkatı’na değiştirip kemik kadroyu kurduk.

“çatıkatı” ismini seçmemizin sebebi, grubun ilk kurulduğu dönemde bütün provalarımızı ya Can’ın ya Ural’ın evindeki çatı katında yapıyor olmamızdı. Grubun isminin “ç küçük, bitişik” olarak yazılmasının aslında özel bir sebebi yok. Estetik olarak hoşumuza gittiği için öyle yapmaya karar verdik. Grubun ismini yanlış yazanları düzeltmek için ve/veya doğru yazıldığından emin olmak için sık sık “ç küçük, bitişik” sözünü kullandığımızı fark ettik ve bunu bir slogan haline getirmeye karar verdik.

Defne: Şarkılarınızı yazarken ve kaydederken amaçladığınız bir şey var mı?


Genellikle şarkılarımızın yazılma süreci, doğaçlama enstrüman çalarken hoşumuza giden bir şeyler yakalayıp onun üstüne melodiler, vokaller vs. inşaa etmek şeklinde oluyor. Ural ve Can bestenin inşaasını yaptıktan sonra, Bartu hayatının o döneminde neden şikayet etmek istiyorsa bestenin üstüne onunla ilgili sözler yazıyor. Bu nedenle çoğu zaman şarkılar, onları yazdığımızdaki ruh halimizin bir yansıması oluyor. Bu duyguyu da dinleyiciye geçirebiliyorsak, amacımıza ulaştık diyebiliriz.

Defne: Prodüktörünüzle, yani Kargo grubunun kurucu üyesi ve aranjör Selim Öztürk ile çalışmak nasıl, biraz süreçten bahseder misiniz?


Selim Öztürk ile ilk defa 2017 yılında tanıştık. Power GarageTV yarışmasını kazanmamızın ödülü olarak kendisiyle bir şarkı kaydedip yayımladık. Kayıt süreci bizim için çok keyifli geçti ve enerjilerimiz çok uyuştu. Kaydı bitirdikten sonra kendisine diğer bestelerimizi çaldık ve şarkılarımızı beğenince bizimle bir albüm çalışması içine girmeyi teklif etti. Grup müzisyenliğinden gelen bir prodüktör ile çalışmak, bizim için yeni olan grup dinamiklerini anlamamıza yardımcı oldu. Dört yaratıcı sanatçı bir araya gelince tabii ki kreatif farklılıklar yaşıyoruz, ama günün sonunda hepimizin amacı şarkıların potansiyelini tamamen ortaya çıkarabilmek.

Defne: En son single’ınız “sabır taşı”nda vermek istediğiniz bir mesaj var mıydı? Bu parçanın diğer parçalarınıza göre farkı ne? Neler hissettiniz yazarken, kaydederken?


Bu şarkı biz Türkiye’deyken yazıldı. “biri seni...” gibi “sabır taşı” da bir isyan şarkısı. Bu yüzden bu şarkıyı yazmak bizim için bir nevi katarsis oldu. Karşılıklı ilişkilerde temel değerler, etik, insan hakları vs. gibi bazı anlaşmazlıkların göz ardı edilemeyeceği argümanı üzerine kurulu. Sözleri yazarken hissettiklerimizin subjektif olduğunun farkındayız. Herkesi, şarkıyı günlük hayatlarındaki isyanlarında kullanmaya davet ediyoruz

Defne: Çok klasik olacak belki ama, pandemi müziğinizi nasıl etkiledi? Neler yapmaya fırsat buldunuz ya da neler yapamadınız?


Daha da klasik olacak belki ama, kötü abi. Zaten genellikle melankolik olan sözlerimiz pandeminin etkisiyle daha da kırılgan ve kişisel hale geldi. Bizim iç dünyamızda kişisel olan bu duyguların son birkaç yılda ne kadar evrenselleştiğini gördük aynı zamanda.

Diğer tüm sanatçılar gibi biz de bu yeni normale adapte olmaya çalıştık. Kapanma döneminde üçümüzün de İstanbul’da olduğu dönemleri sanal konserler vererek değerlendirdik. Zoom üzerinden ilk kez bir üniversite festivalinde çaldık. Bu süreçte dinleyicilerimizle çok yakın bir bağ kurduk, Instagram’da takipçilerimizle sadece sohbet ettiğimiz bir saatlik yayınlarımız oldu. Ancak yapmaktan en gurur duyduğumuz şeylerden biri, “biri seni...”nin videosunu çekmek oldu. Pandemi şartları nedeniyle videonun bütün görevlerini biz üstlendik. Bizde çok ayrı bir yeri var, lütfen herkes girip izlesin tamam mı?

En çok özlediğimiz şey ise çatıkatı dışındaki ilişkimiz oldu. Kısıtlamalar sebebiyle kendimizi bir süre sonra sadece “iş” için buluşurken bulduk. Açılmalarla birlikte müzisyen kimliklerimizi bırakıp üç arkadaş olarak tekrar bir araya gelebilmek güzel hissettirdi.

Defne: Bir albüm üzerinde çalışıyorsunuz fakat farklı ülkelerdesiniz. Başka bir kültürün içinde olmak, bir de birlikte, aynı ülkede olamamak albümün sürecini, parçaları ve sizi nasıl etkiliyor?


Şu ana kadar yazılan şarkılarımızın büyük bir kısmı en azından 2/3’ümüz aynı ülke sınırları içindeyken ve organik bir şekilde üretildi. Bu nedenle farklı ülkelerde olmak üretim hızımızı biraz düşürdü. Ama üzerinde çalıştığımız albümün şarkılarının bestelerinin bitmiş olması işimizi kolaylaştırıyor. Ural’ın ses mühendisliği okuyor olması günümüzün teknolojisi ve imkanlarından faydalanmamızı kolaylaştırıyor. Okulundaki kayıt stüdyolarına ve müzisyenlere rahat erişimi olması da bizim için büyük bir avantaj.

Birbirinden farklı üç kültürü tanımış olmanın müziğimizi taşıdığı yerden çok memnunuz. İlk etapta bu kültürlerin soundumuza olan etkisinin Türkiye’de alabileceği negatif reaksiyon bizi biraz tedirgin etti. Bu yüzden sık sık birbirimize en önemli şeyin yaptığımız müziğin bizi yansıtması olduğunu hatırlatıyoruz.

Defne: Konser planı var mı? Varsa nasıl olacak?


Maalesef yakın gelecte bir konser planımız yok. Şu an için ilk önceliğimiz albüm kayıtlarını bitirmek. Albüm çıktıktan sonra konser vermeye başlamak istiyoruz. Hepimizin yurt dışında yaşıyor olması bizi planlama açısından biraz zorluyor tabii ki ama elimizden geleni yapacağız. Ayrıca bu süreçte – pandeminin ilk döneminde yaptığımız gibi – sosyal medyada sanal konserler vermeye de çalışacağız.

Defne: Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Mesela dinleyici kitlenize ne söylemek istersiniz?


Son zamanlarda ne kadar aktif olamasak ve yeni içerik yayımlayamasak da, bizi düzenli dinleyen ve sosyal medyadan mesajlar atıp desteklerini gösteren bir kemik dinleyici kitlemiz var. Bunun için aşırı derecede minnettarız ve kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Güzel mesajları bizleri çok motive ediyor. Şu an Selim Öztürk ile albüm çalışmaları içindeyiz ve yakın zamanda bir single çıkarmış olmayı ve sonrasında da çok zaman geçmeden ilk albümümüzü çıkarmış olmayı planlıyoruz. Bizi takip etmek isteyen olursa gelin @catikatiofficial’da buluşalım.

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör