Bir İhanet mi Yoksa Cesur Bir Evrim mi? Yaşıtım Bir Başyapıt: Metallica "Load" İncelemesi
- Ateş Yurttaş
- 7 gün önce
- 11 dakikada okunur
Kritikzine okurlarına selamlar! Ben Ateş Yurttaş.
9 Mayıs'ta Atina'da gerçekleşecek o devasa Metallica konserinde grubu sahnede canlı izlemeden önce, durup biraz düşündüm ve benim için yeri hep apayrı olan bir başyapıtı sizlerle derinlemesine incelemek istedim. Dünyaya gelişimle aynı döneme denk gelen, kelimenin tam anlamıyla "yaşıt" olduğum bu albüm, bazıları için Metallica'nın aldığı en büyük risk, benim içinse kesinlikle bir başyapıt. Evet, Metallica'nın sınırları sonuna kadar zorladığı 96 çıkışlı o unutulmaz albümden, Load'dan bahsediyorum. Gelin benim gözümden bu serüvene bir dalalım.

Metallica'nın Devrimi: Benim Gözümden Load Dönemi
95’in baharında stüdyoya giren grup, efsane yapımcı Bob Rock ile öyle bir kafa dengi olmuştu ki; bana sorarsanız ortaya çıkan o rahatlık tam 30 şarkılık dev bir patlamaya dönüşmesindeki en büyük etkendi. Önce kendi aralarında "Hepsini bir seferde mi versek?" dediler ama sonra pastayı ikiye böldüler. Bence çok da iyi yaptılar; ilk darbe Load, devam yumruğu ise bir yıl sonra gelen Reload oldu.
Sound Değişiyor, Kurallar Yıkılıyor
Bu albümde o eski hızlı thrash metal günlerini bir kenara bırakıp; blues, country ve grunge tınılarıyla dolu hard rock sularına yelken açtılar. Dürüst olmak gerekirse, bir gitarist olarak beni en çok heyecanlandıran detay Kirk Hammett’ın ilk kez sadece o jilet gibi sololarla yetinmeyip ritim gitarlara da el atmasıdır! James ise o dönem içindeki fırtınaları kağıda dökünce, sözler bana göre Metallica tarihinde hiç olmadığı kadar derin, karanlık ve kişisel bir hal aldı.
İmaj ve Olaylı Kapak: "Neler Oluyor?"
Sadece müzik değil, görüntü de tamamen kabuk değiştirdi. Kısa saçlar, deri ceketler ve makyajlı o yeni tarz, o dönem hayranlar arasında "Neler oluyor?" dedirten büyük bir tartışma başlattı. Ben geriye dönüp baktığımda bu cesareti ayakta alkışlıyorum. Kapağa gelince... Andres Serrano’nun kan ve meniyi karıştırarak yaptığı o soyut çalışma, bence albümün ne kadar aykırı ve cüretkar bir noktada durduğunun en net kanıtıydı. Şok edici mi? Kesinlikle. Ama tam da onlara yakışan bir şok.

Başarı ve Eleştiriler: Eski Topraklara İnat
Eski toprak metalciler burun kıvırıp küplere binse de, Load listeleri resmen darmaduman etti; tam 15 ülkede zirveye oturdu ve Amerika'da 5 kat platin plak aldı. "Until It Sleeps" gibi hitleri radyoda duyduğumda "İşte bu!" demiştim; Metallica, popüler müzik dünyasının tam merkezine, hem de kendi şartlarıyla yerleşti. Eleştirmenler hâlâ "İki albüm birleştirilip daha kısa olamaz mıydı?" diye tartışadursun, geçtiğimiz Haziran 2025'te çıkan o süper lüks yeniden basım (Super Deluxe) benim için bu dönemin değerini bir kez daha, üstelik tartışmasız şekilde kanıtladı.
Her Şey Nasıl Başladı? Biraz Geriye Saralım
Mevzuyu en başa sararsak; Metallica, 91’deki o meşhur "Black Album" ile dünyayı birbirine katmış, 30 milyon satarak rock dünyasının tartışmasız kralı olmuştu. Dile kolay dostlar, 1991’den 93’e kadar süren ve tam 266 konserlik o devasa turne maratonu! Bence grubu resmen pestilini çıkarana kadar koşturdu. Empati yapıyorum da, ben olsam gitarı duvara asar bir yıl uyurdum.
Nitekim 94’e gelindiğinde ekip biraz nefes almak için dağıldı: James kendini doğaya ve avlanmaya verdi, Kirk üniversiteye dönüp caz ve sinema okudu, Jason kendi stüdyosunu kurdu, Lars ise plak şirketiyle mahkemelik olup ortalığı biraz karıştırdı. Ama neyse ki sonunda sular duruldu ve ekip yeni bir sözleşmeyle yola devam kararı aldı.
Mutfaktaki Hazırlık ve Yeni Esintiler: Thrash Tanrıları Oasis Dinlerse...
94'ün ortalarında James ve Lars, Lars’ın "The Dungeon" (Zindan) adını verdiği bodrum katındaki stüdyosuna kapandı. Son iki yılın o kemik kıran turne yorgunluğunu üzerlerinden atıp, yolda kaydettikleri demoları ayıklamaya başladılar.
Asıl ilginç olan, ve benim ufkumu açan şey, grubun o dönemki kafa yapısıydı. Artık sadece metal dinlemiyorlardı. İnanabiliyor musunuz?
James; Leonard Cohen, Tom Waits gibi sanatçıların ve country müziğin o kirli derinliğine dalmıştı.
Kirk; Bowie’nin deneysel işlerine ve eski blues efsanelerine merak sarmıştı. Benim blues sevdamın alevlendiği yerlerden biridir bu.
Jason; Red Hot Chili Peppers ve Flea’nin bas yürüyüşlerinden etkileniyordu.
Lars ise Britpop rüzgarına, özellikle Oasis’e kapılmıştı!
''Şarkılar Kendi Kendini Yazdı''
Bu farklı kafalar, bu birbirinden alakasız görünen müzikal zevkler birleşince ortaya inanılmaz bir üretim çıktı. Daha stüdyoya girmeden ellerinde "King Nothing" (o zamanki adıyla Load) ve "Hero of the Day" (Mouldy) gibi parçaların dahil olduğu 30 tane bitmiş şarkı vardı.
James o günleri şöyle anlatıyor: "Eskiden riffleri zorla birleştirmeye çalışırdık. Bu sefer sadece doğaçlama yaptık ve akışına bıraktık. Şarkılar bir şekilde kendi kendini yazmaya başladı. Bu, parçaları birbirine yapıştırmaya çalışmaktan çok daha eğlenceliydi." Bir müzisyen olarak bu "akışta kalma" haline o kadar imreniyorum ki! Şarkının seni yönlendirmesi dünyanın en muazzam hissidir.
Stüdyoda Yeni Bir Dönem: "Herkes Büyüdü"
95’in Mayıs ayında ekip stüdyoya girdiğinde, karşılarında yine o meşhur yapımcı Bob Rock vardı. Eski kavgalar turne otobüslerinde unutulmuş, buzlar erimişti. James bu durumu "Ayrı kaldığımız o zaman diliminde hepimiz biraz olgunlaştık ve birbirimize saygı duyarak geri döndük" diye özetliyor. Bence Bob Rock burada sadece bir yapımcı değil, James’in o güne kadarki en güçlü vokal performanslarını çıkarmasında bir psikolog, bir koç gibiydi. Kayıt ortamı o kadar rahattı ki, Jason Newsted bile o günleri "Sonunda stüdyo işi keyifli bir hale geldi," diye anlatıyordu.

Kirk’ün Devrimi ve Jason’ın "Hapsolmuş" Hissi
Gitar dünyası ve özellikle benim gitar yolculuğum için bu albüm tam bir dönüm noktasıdır. Lars’ın gazıyla Kirk Hammett, Metallica tarihinde ilk kez ritim gitarları da üstlendi.
Düşünsenize, Kirk artık sadece sololarda parlamıyor, şarkıların mutfağında da James ve Lars’la kafa kafaya veriyordu; hatta 14 şarkının yarısında besteci olarak imzası vardı. Bana göre bu, Load'un sound'unu bu kadar "geniş" yapan şeydir.
Ancak madalyonun diğer yüzünde Jason Newsted için işler o kadar pembe değildi ve buna hep içim burkulur. Yazdığı fikirler James tarafından veto yedikçe kendini Metallica’nın içine hapsolmuş gibi hissetmeye başladı. Kendi yan projesi IR8 ile uğraşması grupta ipleri biraz gerse de, Jason "Hâlâ buraya imzamı atıyorum" diyerek profesyonelliğini korudu. Ayrıca Bob Rock’ın ısrarıyla, sadece gitarları takip eden o eski bas stilini bırakıp, nihayet kendi tarzını konuşturmaya başladı ki o bas partisyonlarına bugün bile hayranım.
Yas, Motörhead ve Duygusal Fırtınalar
Kayıtlar tüm hızıyla devam ederken ekip kısa bir mola verip efsane Lemmy’nin 50. yaş günü için bir kulüpte sahne aldı; tüm gece Motörhead cover’larıyla ortalığı dağıttılar. Keşke o gece o kulüpte olabilseydim! Ancak bu enerjik tablonun arkasında James için inanılmaz zor bir dönem başlıyordu. Babasının kanser teşhisini öğrenmesiyle birlikte Wyoming’e giden James, yaşadığı bu ağır süreci söz yazmak için kullandı. Albümdeki o karanlık, o boğaz düğümleyen içe dönük havanın temelinde, James'in bu kişisel kayıpları ve yüzleşmeleri yatıyor bence.

Neden Çift Albümden Vazgeçildi? Bir Lars Dehası
Aslında her şey hazırdı ama dokuzuncu ayın sonunda grup hem fiziksel hem de zihinsel olarak tükenmişti. James o günleri, "Her şeyi aynı anda bitiremeyeceğimizi anladık, odaklanmak artık imkansız hale gelmişti" diye anlatıyor. Bu yüzden 30 şarkıyı tek seferde çıkarmak yerine, bana göre arkasında Lars'ın keskin zekasının yattığı stratejik bir karar aldılar:
Zaman Yarışı: Eğer çift albümde ısrar etselerdi, 1996’nın en büyük olayı olan Lollapalooza festivaline yetişemeyeceklerdi.
Sözleşme Maddeleri: Lars’ın ticari zekasına hep hayran olmuşumdur. Çift albüm yayınlamak plak şirketiyle olan sözleşmede sadece "tek bir albüm" yerine geçiyordu. Şarkıları ikiye bölüp bir yıl arayla çıkarmak, hem sözleşmedeki albüm sayısını doldurmalarını sağladı hem de grubun müzik piyasasındaki varlığını daha uzun süre taze tuttu. Zekice, değil mi?
Final: New York ve Kayıp
Son düzlükte ekip New York’a taşındı. James’in babasının ölümüyle sarsıldığı o zor günlerde, müzik onun için yine tek sığınaktı. James, "Cliff Burton’ın öldüğü günlere döndüm" diyerek tüm o yas sürecini ve duygularını notalara ve mikrofona akıttı. 1 Mayıs 1996'da son kayıtlar bittiğinde, karşımızda artık o eski thrash grubu değil, acısıyla tatlısıyla evrimleşmiş, acıdan beslenen dev bir rock makinesi duruyordu.
CD Sınırlarını Zorlayan Bir Dev: 78 Dakika 59 Saniye
Load, tam 78 dakika 59 saniyelik süresiyle Metallica tarihinin en uzun albümü ünvanını elinde tutuyor. Aslında bu süre rastgele seçilmedi; o dönemin CD teknolojisinin izin verdiği en son saniyeye kadar dayandılar. Bence bu tam bir Metallica kibri! Hatta plak şirketi bu "limitleri zorlama" durumunu bir pazarlama taktiğine dönüştürüp reklamların ve albüm kapaklarının üzerine gururla bastı.
"The Outlaw Torn" ve Beni Hep Üzen O Meşhur Kesinti
Ancak bu kadar şarkıyı tek bir diske sığdırmak pek de kolay olmadı. Albümün efsane kapanış şarkısı, benim çalmaktan en çok keyif aldığım rifflerden birine sahip "The Outlaw Torn", CD kapasitesine takıldığı için yaklaşık bir dakika budanmak zorunda kaldı. O kesilen bir dakikaya hep yanarım. Şarkının o kesilmemiş, tam 10 dakika 48 saniyelik görkemli hali ise ancak bir yıl sonra, Reload dönemindeki "The Memory Remains" single'ında karşımıza çıktı. Üstelik grup bu duruma bıyık altından gülümseten ironik bir isim takmayı da ihmal etmedi: "Üretim Kısıtlamalarından Kurtulmuş Versiyon."

"Keşfetmeyi Bıraktığın An Gebermişsindir"
Lars’ın 96’daki o meşhur sözü bence benim gibi müzikle uğraşan herkesin kulağına küpe olmalı: "Metallica’nın özü farklı şeyleri keşfetmektir. Keşfetmeyi bıraktığınız an, oturun ve geberin." Grup tam olarak bunu yaptı; o dar kalıplı thrash metal köklerinden uzaklaşıp hard rock’ın o daha kirli ama enteresan bir şekilde "temiz" duyulan sularına atladılar. O dönem yükselen grunge ve alternatif rock dalgasına ayak uydururken, kendi formülüne hapsolmak yerine dünyayla beraber değişmeyi seçtiler. Ben bu adaptasyon yeteneğine saygı duyuyorum.
Müzikal Kokteyl: Blues'dan Country'ye
Load bana göre sadece bir metal albümü değil; içinde Lynyrd Skynyrd’ın o tozlu güneyli havası, Led Zeppelin’in görkemi ve beni her defasında sırıtarak kafa sallamaya iten ZZ Top’ın o meşhur groove'u var. Ekip o dönem Alice in Chains'ten Oasis’e, hatta Alanis Morissette’e kadar her şeyi dinliyordu. Özellikle "Mama Said" ve "Wasting My Hate" gibi parçalarda James’in dostu Waylon Jennings’in o sert country esintilerini buram buram hissediyorum. James bu dönemi cesurca tanımlamıştı: "Metallica’nın U2 versiyonu." Daha iyi anlatılamazdı.
Bir Gitarist Notu: Yarım Tonun Gücü (Eb)
İşte burası benim için asıl mevzu: Load, tüm şarkıların Mi bemol (E flat) akorduna çekildiği ilk albüm. Bir gitarist olarak söylemeliyim ki; gitarı Eb'ye çektiğinizde tellerdeki o tatlı gevşeklik hissiyatı, tonun bir anda o karanlık ve tok hale bürünmesi inanılmaz bir büyü yaratır. Kirk, bunun Jimi Hendrix ve Stevie Ray Vaughan gibi efsanelerin ruhunu yakalamak için yapıldığını söylüyor. James ise bu yarım tonluk düşüşün sesine çok iyi geldiğini ve daha rahat şarkı söylemesine "mola" verdiğini fark etmişti. Kesinlikle dâhice bir hamle.
Stüdyoda Yeni Oyuncaklar ve Deneyler
Bu albümde "metal" yerini "rock" disiplinine bıraktı. Kirk’ün ritim gitarlara girmesiyle sound benim çok sevdiğim o gevşek ve organik hale büründü. Ekip resmen stüdyoda kendi lunaparklarındaymış gibi oyun oynuyordu:
Kirk, "Ain't My Bitch"te slide gitarla şov yaptı, "Hero of the Day"de ise farklı amfilerle adeta benim de pedal board'umda aradığım o devasa ses manzaralarını çizdi.
James, "The House Jack Built" solosunda o meşhur talk box’ı konuşturup aklımı aldı.
Jason, "Until It Sleeps"te perdesiz bas (fretless) kullanarak kalbime dokunan o hüzünlü derinliği yakaladı.
Lars ise davulları vuruşun tam bir "nanosaniye" gerisinden vurarak gitarlara o devasa alanı açtı. Bence bu albümün bu kadar büyük tınlamasının sırrı budur.
Kirk, "Bleeding Me"deki solosunu anlatırken tüm bu yeni etkileşimlerin ve kendi stilinin harika bir karışımı olduğunu söylüyor. Gerçekten de albümü dinlerken o "denemekten korkmayan" adamların enerjisi her riff'te doğrudan damarlarıma işliyor.

Şarkı Sözleri: "İçerideki Fırtına"ya Benim Bakışım
Eski Metallica albümleri dış dünyadaki adaletsizliğe saldırırken, Load tamamen aynaya bakıyor. James o dönem terapiye başlamıştı ve hislerini şu sert cümleyle anlatıyordu: "Terapist içimdekileri dökmek için üzerime sülükler yapıştırmış gibiydi." Bu ruh halini şarkılarda iliklerime kadar hissediyorum:
Ain't My Bitch: Albümün kapısını tekmeleyerek açan o hırçın tavır! Kirk'ün slide gitarıyla attığı çığlıkları duyduğum an, grubun yeni ve daha kirli bir yola girdiğini anlıyorum. Riffi duyar duymaz kafa sallamaya başlamamak elde değil.
2 X 4: Tam bir "groove" makinesi. Ağır ve aksak ritmiyle kendimi dumanlı bir barın ortasında, Southern rock etkilerini iliklerimde hissederken buluyorum.
The House Jack Built: James'in talk box kullanarak gitarıyla adeta sayıkladığı o puslu atmosfer... Saykodelik bir rüyanın içinde zihnin en karanlık köşelerine yapılan bu yolculuk beni hep ürpertir.
Until It Sleeps: İşte beni albümde en çok vuran şarkı! James'in annesinin kaybıyla yüzleştiği o duygusal patlama ve Jason’ın perdesiz basıyla yakaladığı o derinlik, şarkıyı benim için adeta kişisel bir terapi seansına dönüştürüyor.
King Nothing: "Enter Sandman"in ruhani kardeşi diyorum ben buna. "Tacın nerede şimdi?" sorusu hırslarımızla ilgili suratımıza inen sert bir tokat gibi.
Hero of the Day: Metallica’nın en melodik ve katmanlı anlarından biri. Kirk'ün amfi oyunları beni benden alıyor.
Bleeding Me: James’in o savunmasız anlarının en yalın hali. "Kanamaya devam ediyorum" derken yılların yorgunluğunu hissetmemek imkansız; tüylerimi diken diken eden o anlardandır.
Cure: Lars’ın davulda o milimetrik gecikmeleri kullanarak gitarlara devasa, nefes alan bir boşluk bıraktığı ritmik şov.
Poor Twisted Me: Blues rock etkilerinin en dibe vurduğu, nevrozun içinde savrulduğumuz karanlık bir an. Gitar tonlarına aşığım.
Wasting My Hate: Saf bir enerji patlaması! O hırçın country ruhu ve öfkenin enerjisi doğrudan bana da geçiyor.
Mama Said: Güneyli bir ağıt... James’in elinde akustik gitarıyla geçmişine bakıp hüzünlendiği bu dertleşme seansında ona sarılmak istiyorum resmen.
Thorn Within: Vicdan azabı ve ruhsal sıkışmaların en dürüst itirafı.
Ronnie: Hikaye anlatıcılığının zirvesi. Grubun en "groove" dolu ve gizemli parçalarından biri; ritmine kapılmamak imkansız.
The Outlaw Torn: Ve o muazzam kapanış. 10 dakikalık görkemli bir marş! Şarkının sonundaki o bitmek bilmeyen jam kısmını çalarken kendimi kaybediyorum.
Yerli Bir Gurur: A Thousand Allies
Burada küçük ama bizim için çok gurur verici bir parantez açmak istiyorum. "The Outlaw Torn"un bizim için çok özel bir yeri daha var. Metallica’nın çapında düzenlenen "Get The Load Out" yarışmasında, bu devasa eseri kendi ruhlarıyla yeniden yorumlayan yerli grubumuz A Thousand Allies, birinci olarak göğsümüzü kabartmıştı. O görkemli final şarkısının bizim topraklarımızdan çıkan bir yetenekle taçlanması, bu dönemi benim gözümde çok daha anlamlı kılıyor.
Olaylı Kapak: Kan ve Meni
Albümün kapağı, sanat tarihinin en çok konuşulan işlerinden biri olan Andres Serrano imzalı "Semen and Blood III". Evet, yanlış duymadın; sığır kanı ve sanatçının kendi menisi. Grup içinde bu kapak resmen bir iç savaş çıkardı: Lars bayıldı, Kirk bunu estetik bir harika olarak gördü, Jason nefret etti, James ise "şok etmek için yapılmış saçmalık" dedi. Şahsen ben Lars ve Kirk tarafındayım; böylesine cüretkar bir müzikal değişimi, ancak böyle şok edici bir kapak taşıyabilirdi!

Yeni Logo, Kısa Saç ve Makyaj
Metallica sadece sound'unu değil, logoyu ve görüntüsünü de tamamen modernize etti. O keskin hatlı metal logosu gitti, yerine daha "alternatif" bir tasarım geldi. Anton Corbijn’in o vizyoner fotoğrafları, jilet gibi ceketler, makyajlar... Lars ve Kirk’ün öpüşme fotoğraflarının muhafazakar metal dünyasını nasıl salladığını düşünmek beni hep güldürür. Adamlar resmen müziğin ötesine geçip bir sanat projesine dönüşmüşlerdi.

Fırtınalı Karşılanış: "Müzikle Başlar, Müzikle Biter"
Yeni imaj kemik kitleyi ikiye böldü. Birçok hayran bunu "ihanet" olarak görse de benim tarafım belli: Ben o değişimi alkışlayanlardanım. Hammett "Bence artık bir heavy metal grubundan çok daha fazlasıyız" diyerek noktayı koymuştu. Lars ise her zamanki o umursamaz harika tavrıyla, grubun deri ceket giyip giymemesine göre karar verenlerin albümü hiç almaması gerektiğini söyledi. Helal olsun diyorum!
Satış Rekorları ve Listeler
Eleştiriler ne kadar sertse, ticari başarı da o kadar devasaydı. Load, ilk haftasında 680.000 kopya satarak 1996'nın en hızlı çıkış yapan albümü oldu. 15 ülkede zirve. Her ne kadar toplam satışlar "Black Album"ün yarısına ancak ulaşabilmiş olsa da, benim gözümde Metallica o dönem dünyanın en korkusuz markasıydı.
Görsel Devrim: Single'lar ve Klipler
Kliplerin her biri de kendi içinde birer başyapıttı benim için:
Until It Sleeps: Hieronymus Bosch göndermeli klip sanat eseri gibiydi.
Hero of the Day: Televizyonda Metallica kanalları arasında gezinen çocuğun hikayesi çok yaratıcıydı.
Mama Said: James’in arabada akustik gitarıyla geçmişine yolculuğu ve o dekorun yıkılışı... Bir devrin kapanışını bundan daha iyi simgeleyemezlerdi.
King Nothing: Karlı düzlüklerdeki o epik hava hafızamdan asla silinmez.

Lollapalooza Tartışması: "Dava Satıldı mı?"
Haziran 96’da asıl bombayı Lollapalooza festivaliyle patlattılar. Eski hayranlar "dava satıldı" derken, alternatif kitle Metallica'yı orada istemedi. Ben bu "dava satıldı" muhabbetlerine hep gülüp geçmişimdir. Soundgarden ve the Ramones ile aynı sahneyi paylaşıp herkesin tozunu attırdılar; müzik her zaman kazanır!
Poor Touring Me: Yeni Nesle Selam
Sonrasında tam 125 konserlik o devasa Poor Touring Me turnesi... Lars ve James'in yollarda evlenmesi, sahnedeki o pozitif enerji! Ardından Reload'un müjdesi... Adamlar resmen durmak bilmiyordu ve tarih yazıyorlardı.

Eleştirmenlerin Dünyası ve Yıllar Sonra Gelen Hesaplaşma
Puanlara bakınca kafaların ne kadar karışık olduğu belli. Rolling Stone ve Q dergisi grubun bu karanlık, içe dönük yeni tavrını benim gibi göklere çıkarırken; Melody Maker "Sanki insan yüzünü ezen o sert postallar pedikür için mola veriyor" diyerek yerin dibine soktu. Hatta Slayer'dan Kerry King bile nefret ettiğini açıkladı. Ben bu öfkeyi biraz tutucu buluyorum açıkçası; müzik evrimleşmezse ölür.
Yıllar geçtikçe "Keşke Load ve Reload tek bir albüm olsaydı" diyen eleştirmenlere kısmen de olsa katılıyorum. Belki o zaman müzik tarihinin en kusursuz rock albümü olabilirdi. Ama inanın bana, ben bu uzun, bazen savruk ama alabildiğine dürüst haliyle de bu albüme aşığım. James "olmadığımız bir şey olmaya çalıştık" dese de, ben o deneme cesaretine sonsuz saygı duyuyorum.
2025 Süper Lüks Kutu Seti: Arşiv Devrimi
Ah, geçtiğimiz Haziran 2025'te raflara çıkan o devasa "Metallica: Load & Reload – The Deluxe Box Set"i bir gün elime alabilmeyi ne çok isterdim! Şimdilik o 15 CD, 6 plak ve 128 sayfalık kitaba sadece ekran başından bakmakla yetiniyorum ama albümün remaster versiyonunu dinlemeye başladığım an tüm o eksiklik hissi kayboldu. Reuben Cohen’in sihirli dokunuşuyla o meşhur Mi bemol tınısını yeniden, çok daha parlak duymak beni resmen 90'ların ortasına ışınladı. Hele o daha önce yayınlanmamış "The Outlaw Torn"un kısıtlanmamış ham versiyonu... O uzatılmış jam kısmını duyduğumda albüm elimde olmasa bile hemen gitara koşup çalmamak elde değildi…

Benim İçin Load: Bir Gitaristin İtirafı
İncelemeyi toparlarken, bu eserin benim hayatımdaki yerine dokunmadan geçemeyeceğim. Benimle aynı yıl hayata gözlerini açan Load, kulaklıklarımı dolduran bir albümden çok, müziğe, notalara ve enstrümanıma olan bakış açımı kökünden değiştiren bir rehber oldu. Gitarı elime her aldığımda teller üzerinde kurduğum bağı, çalım stilimi, rifflere yaklaşımımı ilmek ilmek işledi. Kirk'ün o blues esintili slide'larını parmaklarımda hissetmek benim için eşsiz bir yolculuk.
Üzerinden onca yıl geçmesine rağmen ne bir eskime ne de yorgunluk hissi var; ne zaman o ilk şarkıyı açsam o modern ve devasa duygu üzerime çöküyor. Tüm melankolisi, gözyaşları ve saf cesaretiyle benim bu şahesere puanım net bir şekilde 9.5/10.
9 Mayıs'ta Atina'da, o efsanevi sahnede bu kayıttan bir parça ("Until It Sleeps" ya da "King Nothing" çalsalar çıldırırım!) bazı şarkılar sadece dinlenmez, yaşanır. O an geldiğinde ben de tam olarak bunu yapacağım."
Başka incelemelerde buluşuncaya dek, müziğin karanlık ama bir o kadar da iyileştirici tarafında kalmaya devam edin dostlar! Gidip biraz gitar çalmalıyım...




Yorumlar