Hepimize biraz Terapi lazım!
- defne ergenoglu ✪
- 30 Mar
- 12 dakikada okunur

Vapurdan herkese hellü!
Nasılsınız, nasıl gidiyor her şey? Ben iyiyim, bol bol geziyorum. İstanbul’da turist ömercilik yapmaya hakikaten bayılıyorum, bugün de öyle bir gün.
Düşünüyorum da, belki de insan dönüp dolaşıp en başa dönüyordur. Bu röportajı yapmak için buluştuğumuz gün Şubat’ın ortasında havanın 18 derece olduğu o mistik gündü, aynı bugün gibi. Belki de ne kadar gidersek gidelim her şey bir döngüdür, her seferinde güneşli ve sıcak günlere döndüğümüz bir döngü…
Terapi yeni favori grubum, bunu şimdiden gururla duyurabilirim. Muhtemelen sene sonu istatistiklerimde ilk üçte göreceğiz, henüz senenin çeyreğini bile doldurmamış olmamız buna engel değil asla. Şarkılarıyla ve kendilerine has tarzlarıyla kendilerine hayran etmeyi fazlasıyla başarıyorlar.
Müziklerini keşfetmenin yanı sıra röportajı yapmak da ne kadar keyifliydi anlatamam. Ayşegül’e, Sarp’a, Yiğit’e ve Tolga’ya çok teşekkür ederim sohbetleri için, gerçekten çok güldüm. Röportajı yazarken tekrardan dinlemek bile apayrı bir zevkti.
Hangi şarkılarını koyacağıma asla karar veremedim, ama ilk göz ağrım “Zor Değil Aslında”yı seçiyorum. Buyrunuz link:
Çok da uzatmadan hepimizin ihtiyacı olan her şeyle yalnız bırakıyorum sizi. Karşınızda Terapi!
Defne: Hoş geldiniz! Önce kendinizi tanıtır mısınız? Sağ baştan, sol baştan…
Ayşegül: Ben Ayşegül, 19 yaşındayım. Yeditepe’de makine mühendisliği okuyorum. Yaklaşık 8 aydır gruptayım. Arkadaşlarımı seviyorum. (Güler) Grup içi de samimi bir bağımız var.
Tolga: Ben Tolga, 22 yaşındayım. Beykent Üniversitesi’nde radyo-televizyon okuyorum. Müzikle ilgileniyorum, yürümeyi severim. (Gülüşmeler) Arkadaşlarımla kahve içmeyi, sosyalleşmeyi seviyorum. Gitar çalıyorum.
Defne: Şarkı da söylüyor musun?
Tolga: Arada söylüyorum. (Güler)
Sarp: Ben Sarp, 20 yaşındayım. Yaklaşık 9 senedir davul çalıyorum. Bu grupta da 2 yıldır çalıyorum. Aydın Üniversitesi’nde görsel iletişim tasarım okuyorum.
Yiğit: Ben Yiğit, avukatım (Gülüşmeler). Gruba basçı olarak girdim, gitar çalıyorum.
Defne: Grup nasıl kuruldu?
Yiğit: Biz kendi halinde prova alan bir gruptuk. Tolga söylüyordu, ben bas gitar çalıyordum. Bir gün bir arkadaşımızın evindeyken bir şarkı coverladık, ürettiğimiz şey hoşumuza gitti. Bunu daha profesyonel bir şekilde yapmaya karar verdik. Böyle kurulduk diyebiliriz.
Defne: “Terapi” ismi kendi kendini açıklayan bir isim ama nereden aklınıza geldi?
Tolga: Aslında bir arkadaşımız demişti bunu, 6-7 sene kadar önce. İlk duyduğumda da çok hoşuma gitmişti çünkü müziğimizle insanlarda terapi etkisi bırakmayı hedefledik her zaman. İnsanları eğlendirelim, üzelim, içlerinden ne geçiyorsa onu yaşasınlar ve öyle ayrılsınlar konserden. Bu yüzden de isim başından itibaren içimize çok sindi.
Defne: Söz yazmanın bir söz var mı, ya da bir tarifi? Un artı yumurta artı şeker eşittir kek gibi?
Yiğit: (Tolga’ya bakarak) Tolga yazıyor sözleri genelde, sen açıkla istersen.
Tolga: Yazarken dinlediğin insanların etkisi çok oluyor. Metod olarak kesinlikle zorlanmamalı bence. İlham gelmeli, demlenmeye bırakılmalı. Bir günde değil de parça parça yazmak daha iyi oluyor gibi geliyor bana.
Yiğit: Aklımıza gelen şeyleri anlatıyoruz, Tolga söze döküyor. Ya da nakarat getiriyorum, Tolga kalanını dolduruyor. Bazen yazdığım sözleri baştan yazıyor çünkü daha güzel yazıyor. (Güler)
Sarp: Doğaçlama bir şeyler çalıyoruz ya da, Tolga bir şeyler uyduruyor. Sonra evde onları düzenliyor ve gerçekten güzel bir şey çıkıyor ortaya.
Bunu da çok yapıyoruz.
Defne: Ne dinliyorsunuz şu aralar, müziğinize kim yön veriyor?
Ayşegül: Büyük Ev Ablukada ve Adamlar çok etkiliyor bence hepimizi. Bir de Son Feci Bisiklet diyebilirim.
Defne: Onu fark ettim, ne zaman grup hesabından bir şey paylaşsanız arkasında şarkısı oluyor.
Ayşegül: Bence bizim yaptığımız müzik Son Feci Bisiklet’in yaptığına benziyor. Yazdığım bass rifflerinde de Red Hot Chilli Peppers’tan etkileniyorum.
Tolga: No Land, Turkodiroma tarzı gruplar hoşuma gidiyor. Yabancı olarak da Arctic Monkeys bizi çok etkiliyor. Türklerden de Son Feci Bisiklet kesinlikle.
Defne: Dağılmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hepsi: (İç çekerek) Üzgünüz.
Yiğit: Ben Teoman’dan ve Led Zeppelin’den etkileniyorum.
Sarp: Aslında ben hep yabancı müzik dinliyordum, Terapi’ye katıldıktan sonra Türkçe dinlemeye başladım. Yabancı olarak Led Zeppelin dinliyorum genellikle, Türklerden de Madrigal beni çok etkiliyor. Davulcusunu çok seviyorum, ondan etkileniyorum. Videolarını izleyerek kendime bir şeyler katmaya çalışıyorum.
Defne: İstanbul’da bir sürü konser olacak bu sene, hangisini dört gözle bekliyorsunuz?
Yiğit: Ben Terapi konserlerini dört gözle bekliyorum.
Defne: Onu biz de dört gözle bekliyoruz. (Gülüşmeler)
Yiğit: İptal olmazlarsa tabii.
Tolga: Ben Onur Özdemir’i canlı dinlemek istiyorum. Son Feci Bisiklet’in yeni albümünü arkadaşlarım çok beğenmediler ama ben çok beğendim. Onun da konserine gitmek istiyorum.
Sarp: Ankara’ya Robert Plant geliyormuş, ona gitmeyi çok istiyorum. Sırf bunun için Ankara’ya günübirlik gidip geri geleceğim. İnanılmaz bir Led Zeppelin fanıyım, iki tane dövmem var. O yüzden ona kesinlikle gitmek istiyorum. Bir de Scorpions geliyormuş, ona da gitmek istiyorum.
Ayşegül: Geçen sene Muse gelecekti, gelemedi. O gelse çok sevinirim.
Defne: Of evet ya. Muse gelse böbreğimi satar giderim herhalde.
Sarp: Keşke Maneskin tekrar gelse.
Tolga: Ben gittim zamanında Maneskin’e.
Sarp: Ben de gitmiştim ama bir daha giderim.
Defne: Gerçekten mi? Nasıldı sahne performansları?
Sarp: Gittiğim en iyi konserdi.
Defne: 4 single’ınız çıktı, sonuncu da “Zor Değil Aslında”, sizin de bildiğiniz üzere. Kaydederken nasıl bir duygu vardı arkasında?
Tolga: Ben bu şarkıyı 16 yaşında yazmıştım aslında. O yüzden de o duyguyu sıcak tutmakta biraz zorlandım. Yine de bu çabalarımızda başarılı olduğumuzu ve kayıtlarda bunu hissettirebildiğimizi düşünüyorum. Yiğit de çok destek oluyor bana.
Yiğit: Vokal koçluğu gibi oluyor. (Güler)
Tolga: Kayıt sırasında yalnız olmadığımı hissettiriyor.
Yiğit: Kaydederken vokal hep içerde tek başına. Suyunu, çayını vermek lazım.
Defne: Yaa…
Yiğit: Tolga sağolsun, hiç bana yapmadı ama. Bir keresinde benim kaydım alınırken kanepede uyudu.
Tolga: Sabah işe gidecektim.
Yiğit: Değişken bir BPM var şarkıda, tamamen elle yazılmasından dolayı. Tekrardan aranje ederken ufak tefek detayları hallettik. Artan azalan metronomları ayarladık o enerjiyi geçirebilmek için. Bayağı vakit harcadık o kısımlarda. Bayağı keyifliydi ama ya.
Sarp: Davul kısmını yazmak bayağı zevkliydi, gruba ilk girdiğimde dinlettiler. “Burada kesinlikle şunun olması gerekiyor” diyip direkt yazdım. Üzerinden iki yıl geçti, hiçbir şey eklemedim neredeyse. Aynen çaldım.
Tolga: İlk andan itibaren içimize sinmişti.
Yiğit: Gitarları davullara göre tekrardan düzenledik. Çünkü çok iyiydi.
Defne: Vokal-davul uyumu çok güzel. Nakaratta merdiven gibi gitmesi çok hoş gerçekten.
Sarp: Evet, dinlediğimde direkt “Böyle olsun” demiştim. Başka bir şey bu kadar uymazdı gibi geldi.
Yiğit: Soloyu beğendin mi?
Defne: Çok beğendim. Neden, bir şey mi olmuştu?
Yiğit: Çok içime sinmemişti. Değiştirmek istemiştim ama yapmadım.
Defne: Bence cuk oturmuş. Stüdyo kayıtları nasıldı peki, birbirinizi boğmak istediniz mi? (Sessizlik) Çok sessiz oldu birden. İyi misiniz? (Gülüşmeler)
Sarp: Biz Yiğit’le çok kavga ettik zamanında ama çözdük problemlerimizi.
Yiğit: Şarkının demo ve aranje kısımlarında ben hiçbir şey demeden oturup kendim bir şeyler yaptım. Kreatif olarak kısıtlanma gibi hissettirmiş, daha sonrasında kayıt alırken bunu çözdük.
Sarp: Davul kısımlarını da Yiğit yazıyordu. Benim eklemek istediğim şeyler oluyordu. Sonra konuştuk hallettik, şu an pek bir sıkıntı çekmiyoruz.
Yiğit: Gelecekte belki. (Güler)
Sarp: Bazen beni çok yoruyorlar, ben de çok yorulunca strese giriyorum. 2 saat stüdyo alıyorlar mesela, tek şarkı kaydı için. Ben 6 şarkı kaydediyorum o sürede. Bir günde 5 şarkı kaydediyorum mesela, son şarkı bittiğinde stüdyodan çıkıp herkesi boğazlayıp öyle eve gidesim geliyordu.
Yiğit: Sarp içerdeyken “Hayır olmadı, tekrar. Olmadı, hayır.” diyip duruyorum.
Sarp: Whiplash’teki öğretmen gibi, “Not quite my tempo”.
Yiğit: O kadar kötü değildi ya. Ama 5.şarkının sonunda insanın tepki vermesi çok normal.
Tolga: Ben de o sırada uyuyorum kanepede. (Güler) Yiğit zaten Ozan’ın üstüne gidiyordu, bir de ben yük olmak istemedim.
Yiğit: Düzenlemeler falan benden çıktığı için biraz fazla müdahaleci davranıyorum. Abartmamam lazım.
Defne: Törpülemişler seni.
Yiğit: Haklı olarak.
Defne: (Ayşegül’e) Senin için nasıl geçiyor?
Ayşegül: Benim için de iyi geçiyor. Kayıt alırken 3 kişi tam arkamda beni izliyor (Güler). Ama moral de veriyorlar. Yiğit temiz bir kayıt aldığımda veya eklediğim bir şey hoşuna gittiğinde geri bildirim veriyor, gaza geliyorum. Sonraki kayıtları daha iyi alıyorum.
Yiğit: Törpülemelerden sonra aldık bas kaydını. O yüzden çekmedi bir sıkıntı. (Gülüşmeler) Gazabıma uğramadı.
Ayşegül: Umarım hiç uğramam.
Sarp: Güzel bir tempoya oturduk sanki.
Defne: Belli, çok harmonik bir enerjiniz var.
Tolga: Gerçekten keyif alıyoruz, bu önemli bir şey bence.
Yiğit: Beraber müzik yapmaktan keyif aldığımız için beraber müzik yapıyoruz. Başka bir vokalle, davulcuyla veya basçıyla çalmak istemezdim kendi adıma.
Defne: Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da, müzik yapmak hem maddi hem manevi olarak bu kadar zorken beraber müzik yapmanızın sebebinin bundan keyif almanız olması çok özel bir şey.
Sarp: Hepimiz birbirimize bu kadar uzak oturmasak muhtemelen günlerimizin tamamını beraber geçirirdik.
Tolga: Maddiyat kısmını biraz boşverdik artık. Konserler kayıtlara destek olsun yeter. Çok para kazanmak isteriz bir gün, o ayrı.
Defne: Fena olmaz sanki.
Yiğit: Fena olmaz cidden. Prova, yemek, takılmak… iyice rutin oldu bizim için. Yeni bir tatlı keşfettik.
(Burada tatlının adı ve yapan yer konuşuldu fakat sevgili yazarınız gruba karşı hissettiği samimiyetten dolayı isteklerini kırmamak adına ikisini de yazamıyor, umuyorum beni bu seferlik mazur görürsünüz. Sadece şunu söylemek istiyorum: Trabzon dondurması, Belçika çikolatası ve soslu mısırın buluştuğu inanılmaz mistik bir tatlıymış. Hiç bu kadar absürt ama iştah açıcı bir kombo duymamıştım.)
Sarp: Tatlı geldi, garson koydu. Normalde kibarlık yapardık tek çatal tek çatal… Bu sefer birden herkes gömüldü. Şu kadarcık parça bıraktık ortada. Öyle mekanlarımız var galiba, sadece bize ait olan. Kalabalıklaşmasından korkuyorum ama.
Defne: Ben çok merak ettim. Çok internasyonel bir tatlıymış.
Tolga: Defne 24 kişi toplayıp gidecek şimdi. (Kahkahalar)
Defne: Tanıdığım herkesle gidiyoruz. El sallarız size artık.
Sarp: Müdavim kartımız var hepimizin. Cüzdanlarımızda taşıyoruz.
Defne: Yalnız çok hızlı geçtiniz sorularımı ya. Tükettiniz resmen, canım sıkıldı.
Yiğit: Ben de çok mu yavaş cevaplıyoruz diye düşünüyordum. 1 saat tatlı konuşup soruya 1 dakika cevap verince… (Güler)
Defne: Aşk, politika, ekonomi… bunlar birer mesele. Sizin de böyle yansıtmak istediğiniz ya da şu an yansıttığınız bir meseleniz var mı?
Sarp: Daha çok varoluşsal meseleler ya.
Tolga: Aşkı yansıttık şarkılarımızda ama sonra bunun bizi biraz boğduğunu hissettik. Hafif savaşa ve varoluşsal şarkılara döndük daha sonra. “Call of Duty dıdıdıdı!” gibi değil de daha alttan mesajlar verdiğimiz şarkılar…
Sarp: Çok aşk oldu ya. (Güler) Fazla aşk oldu, bu kadarına gerek yok.
Defne: Bir sorun mu çok aşk olması?
Sarp: Bir grubun aşk teması üzerinden ilerlemek istemesini anlayabiliyorum ama biz sıkıldık.
Yiğit: Aşk şarkılarında deneyimlediğimiz ya da çevremizde gördüğümüz hikayeleri gerçek bir olaya atfetmeden kurgusal bir şekilde aktardık ve bir süre sonra bunu tükettiğimizi hissettik.
Sarp: Hiçbirimizin bir aşk acısı ya da o tarzda bir sorunu yok şu an. Öyle olunca da o duygu şarkıya geçmeyebiliyor.
Tolga: Araya giriyorum, biraz alakasız bir şey söyleyeceğim. Şarkıların sözlerinde birbirlerine ithaf ettikleri bazı ufak nüanslar var. “Oracıkta”da “O gün dönmek istedim/ Bunu senden gizledim” diye bir söz var. “Bu Bir Rüya”da ise “O gün geldi ve geçti çoktan/ Bu durum artık çok boktan” diye bir söz var. Böyle ufak detayları dinleyicilerin fark etmesini bekliyoruz heyecanla. Üstü kapalı anlamları olan yoruma açık sözler daha çok hoşuma gidiyor. Sonraki şarkılarda da bir hikayeyi devam ettirmeye çalışıyoruz.
Sarp: Bir sözü yazdıktan sonra herkesin farklı anlamlar çıkarması çok güzel. Herkese farklı hitap etmesi çok hoş oluyor.
Yiğit: Şarkılar aslında uzun bir hikaye anlatıyor. “Bir aşk başladı ve bitti, burada bir hikayeleri vardı.” Çok muğlak ama yani.
Defne: Sanatın sübjektif olması sizin yararınıza yani bir yandan da.
Tolga: Kesinlikle öyle.
Defne: (Ayşegül’e doğru) Başka eklemek istediğiniz bir şey?
Ayşegül: Yok.
Defne: Aranızda en havalı sensin. Hiç mi yok eklemek istediğin bir şey? Lütfen olsun.
Ayşegül: Var ya evet, ekleyeceğim o zaman. Ben bir şey eklemek istiyorum. (Mikrofonu Ayşegül’e iyice yaklaştırdım) Bence zaten sanat tamamen aşktan ibaret bir şey değil. Biz de bunu şarkılarımızda iyi dengeliyoruz. Bütün duygular da aşktan ibaret değil, aşk olmayan duyguların sanata dönüşümü daha güzel oluyor.
Sarp: Aşktan daha önemli şeyler de var.
Defne: Evet evet, katılıyorum tamamen.
Tolga: İlahi aşk da olabilir mesela ilerleyen şarkılarda.
Yiğit: (Tolga’ya) Hayır tasavvufa girmeyeceğiz. (Kahkahalar) Hiç onaylamadım şu an. (Bana) Bizim bundan hiç haberimiz yoktu. Kişisel olarak varoluşsal sancılar yaşıyoruz, hepimizin karakterinde var bu. Yaşadığımız toplumla ve dünyayla ilgili belli başlı görüşlerimiz var. Müzik yapmanın temelinde de bu var zaten. Bunu yansıtmaktan da çok keyif alıyoruz. Özellikle bu tarz adı konulmamış rahatsızlıkların paylaşılıyor olması, paylaşabiliyor olmak bize çok kıymetli hissettiriyor. (Kısa bir sessizlik) Toparladım. (Güler) Çok korkmuştum toparlayamayacağım diye. Şarkılarda çok işlemedik, gelecek olanlardan birinde biraz işledik sayılır: dünyanın gitmekte olduğu distopik durum ve politikanın zıvanadan çıkması da bizi etkiliyor. Politize bir grup değiliz, mesaj verme kaygımız yok. Ama bunun bize olan etkilerini kişisel bir boyutta incelemeye çalışıyoruz.
Defne: Ki belki içten olan da odur.
Sarp: Politik bir tarafı olan bir grubuz ama bir mesaj verme kaygımız yok bence çünkü her şey zaten ortada. Zaten bizi dinleyen kitle bizim söyleyeceklerimizi biliyorlar, hatta bizden iyi biliyorlar.
Tolga: Öyle bir kaygımız yok açıkçası ama biz söylemek istediğimizi yine söylüyoruz.
Yiğit: Cem Yılmaz’ın ‘99 gösterisindeki fikri var kafamızda, mesaj kaygımız yok ama şahsi olarak politik kaygılarımız var.
Sarp: Bir insanın ne sıkıntısı varsa ona hitap edecek bir şarkımız var. Herkes buradan bir “Terapi” sağlayabilir kendine. (Güler)
Yiğit: “Zor Değil Aslında” ve gelecek şarkımız “Unuttum” insanın içinde yaşadığı sıkıntılara, topluma ve dünyaya olan uyumsuzluklarına ilişkin parçalar.
Tolga: “Böyle yaşamaya/ Çalış alışmaya/ İnan bana, zor değil aslında”. Yani ne olursa olsun, ne durumda olursan ol bir şekilde yoluna bakmak zorundasın çünkü hayat devam ediyor. Bunu ele alan bir şarkıydı. Herkesin kendine göre yorumlayabileceği bir şarkı.
Yiğit: Sanatçının sanatını çok anlatmaması lazım. (Güler)
Defne: Sanatçı azıcık Teoman kalsın. (Gülüşmeler)
Tolga: Belki de böyle değildir, bilmiyorum. (Güler)
Defne: Belki de müziği bırakıyorlardır… (Gülüşmeler)
Defne: Stalklamaya çalışmıştım sizi ama bu soruya malzeme olan bilgi dışında hiçbir şey bulamadım. Sorum da şu: The Wall, Woodstock, Celtic Irish, Holly Stone, Buddha gibi birçok sahnede çaldınız. Bunlardan unutamadığınız bir sahne anınız var mı?
Tolga: Hepsi… Hiçbirini unutamıyorum hepsinin yeri çok ayrı. Woodstock’la çok ayrı bir bağımız var bence.
Sarp: Yiğit’le senin var o bağınız.
Ayşegül: Evet bence de.
Sarp: (Ayşegül’le kendisinden bahsediyor) Biz yoktuk. Ben Woodstock’ta çok çalmadım zaten.
Yiğit: Buddha konserimiz çok önemliydi bence şu anki ekip için. Ayşegül’ün de katıldığı ilk konserimizdi. Çok ayarında bir sarhoşluk seviyemiz vardı. (Gülüşmeler)
Defne: Çalabilecek kadar…
Tolga: Ama sahneden düşmeyecek kadar. (Güler)
Yiğit: Çok yoğun bir akış vardı. Göz gözü görmezmiş, sadece müzikle bir araya gelmişiz gibi. Dinleyici de çok iyiydi. En iyi performanslarımızdan biriydi. Sahneden sonra hiç bu kadar övgü aldığımızı hatırlamıyorum.
Tolga: Ve bu övgü internasyonel bir övgüydü. Bilirsin belki, yabancılar çok gezer sokaklarda. 20 kişilik bir turist kafilesi gelmişti konsere ve benim de yarım yamalak İngilizcemle konuşmuştuk.
Sarp: Bahşiş verdi biri. (Güler)
Yiğit: Mememe 800 lira sıkıştırdılar. (Kahkahalar)
Sarp: Ben davul çalarken şöyle attılar üzerime. (Eliyle deste paraları tek tek atıyormuş gibi yapar)
Defne: 5 liraymış hepsi ama di mi.
Tolga: Göbek atmalıydık orada biz.
Sarp: Benim en unutamadığım konser Holly Stone’du galiba. Çok fazla insan yoktu çünkü hiç reklam yapmamıştık. Bir yarışmaya katıldığımız için orada sahne alacaktık. Öyle bir sahnede bulunmak çok keyifliydi. Diğer sahnelerimize göre daha profesyonel bir yerdi. Ben orada çaldıktan birkaç hafta sonra Son Feci Bisiklet konserine gitmiştim. “2 hafta önce bu sahnedeydim, çalıyordum” diye düşündüğümü hatırlıyorum. İlk defa bu hissi yaşamıştım, o açıdan çok güzeldi.
Ayşegül: Gergedan konserimiz güzeldi. Konsere çıkmadan önce kombinlerime çok özeniyorum. O gün dördümüzün de kombinini çok beğenmiştim.
Defne: Önceliklerine bayıldım. (Gülüşmeler)
Yiğit: Temu’nun kapanması en çok Ayşegül’ü etkiledi. Temu bağımlısıdır kendisi. Artık alışveriş yapamadığı için çok üzgün.
Defne: Ben de yüzüklerimi oradan almıştım.
Ayşegül: Takı için harika bir yer. Kapanması kahretti beni.
Sarp: Ben her konser öncesi alışverişe çıkıyorum. Konser için özel bir şeyler alıyorum.
Tolga: Buradan da şuna bağlıyorum: müziğimizi sadece kulak için değil göz için de yapıyoruz.
Yiğit: Benim gömleklerim stalklayınca çıkıyor, görmüşsündür belki.
Defne: Gördüm gördüm, çok beğendim.
Defne: Sahneye çıkmadan önce gerçekleştirdiğiniz bir ritüeliniz ya da batıl inancınız var mı?
Ayşegül: Yakınlarımızla beraber ya bir cin ya da bir viskiye giriyoruz. Çok da suyunu çıkarmadan…
Sarp: Ders aldık biraz. Ben çok içmiyorum ama.
Yiğit: Benim kız arkadaşım göz makyajımı yapıyor, bu var bir tek.
Tolga: Eskiden içiyorduk. Son zamanlarda biraz azalttık.
Sarp: Benim ritüelim parfüm sıkmak. Başlamadan hemen önce kulise gidip parfümleniyorum. O kokuyu benim dışımda kimse almıyor sahnede ama ben kokuya takıntılıyım. Sürekli sıkıyorum.
Yiğit: Parfüm değiştirip koklatıyoruz. Hangisi olduğunu anında söylüyor.
Defne: En sevdiğiniz kelime?
Sarp: Terapi diyip…
Defne: I-ıh, oyunbozanlık olur.
Tolga: Şu an “ilkbahar” galiba. Huzur verdi bana.
Yiğit: “Ranga” kelimesi çok hoşuma gidiyor. Fonetikten kaynaklı, sessiz ünsüzler ve gırtlak hareketinden dolayı.
Ayşegül: Anlam olarak mı fonetik olarak mı sordun?
Defne: İkisi de olur.
Sarp: “Mañana”. İspanyolca yarın demek, çok hoşuma gidiyor.
Defne: Ah bak ben de bunu yeni öğrendim: “la madrugada”. Gün doğumu demek. Daha doğrusu tam doğmadan önceki birkaç saat.
Sarp: Ben de her dili öğrenip yarıda bırakıyorum. Merakım var yani.
Ayşegül: Yıldızları çok seviyorum, önemli anlarda karşıma çıkıyor gibi hissediyorum. Bu yüzden yıldız sanırım.
Defne: Şarkılarınız bir içecek veya kokteyl olsaydı ne olurdu ya da içinde ne olurdu?
Ayşegül: Ekşi..
Yiğit: Votka, cin, rom…
Defne: İçenler nakavt mı olsun? (Gülüşmeler)
Yiğit: Turunç şurubu. Bolca limon ve Sprite. Bi de Ice Tea.
Ayşegül: Ama neli?
Yiğit: Şeftali.
Ayşegül: Aynen.
Yiğit: Bir çarpar var ya… Long Island’ın daha alkollüsü. Turunç şurubu koymamın sebebi de mavi olması. Terapi bir kokteyl olsaydı mavi olurdu gibi hissediyorum.
Ayşegül: Mavi kokteyller lezzetli oluyor.
Tolga: Şarap derdim ben. “Oracıkta”nın çıktığı zamanla şu an arasında çok fark var. Yıllandıkça güzel oluyor.
Defne: Harika cevaptı, bayıldım.
Sarp: Whiskey sour olabilir.
Tolga: Bunu albüm lansmanında yapmalıyız.
Sarp: Ben bayılmak istemiyorum.
Defne: 12 soru hazırlamıştım hepsi bitti, moralim bozuldu.
Yiğit: İstersen başa dönelim?
Defne: Yok, istemiyorum. (Gülüşmeler)
Sarp: Küstürdük…
Defne: Son soruma geldik valla. Bir festival düzenleyecek olsanız ve sınırsız kaynağınız olsa nasıl bir festival olurdu, kimler gelirdi? Her şey olur, tüm para sizde, ölüyü de diriltebilirsiniz.
Tolga: Michael Jackson gelsin.
Yiğit: Duman ve Müslüm Gürses işbirliğini görmek isterim.
Tolga: Kurt Cobain de arkadan mırıldansın.
Yiğit: Soundgarden gelsin, Alice in Chains gelsin, Nirvana gelsin.
Defne: Grunge dönsün.
Sarp: Eminem’i getirtelim.
Tolga: Manifest kızları gelsin. Zeynep Oktay’la Alex Turner’ın “I Ain’t Your Mama” söylemesi lazım.
Sarp: The Doors gelsin. Kiss, Marilyn Manson, Queen… Dire Straits de gelsin. The Ringo Jets gelsin.
Yiğit: Ama son grup biziz di mi?
Defne: Kesin.
Yiğit: Bahsettiğimiz Terapi kokteyli çeşmelerden sınırsız akıyor bu arada.
Defne: Benim sorularım bu kadar, sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Tolga: Çok güzel şeylerle uğraşıyoruz, beklemede kalın!




Yorumlar