top of page
  • Yazarın fotoğrafı Ayberk Kaan Güneş

Keşfekeş 3 - Doom

Güncelleme tarihi: 6 Haz

                Esenlikler! Uzun bir aradan (yaklaşık 4-5 deneme yazısı ve 15-20 şiir kadarcık) sonra yeniden metali kaleme alayım dedim. Keşfekeş’in bu yazısı Doom Metal üzerine olacak. Funeral’mış, Death’miş, Trad’mış çok irdelemeden, “abi Doom işte” diyerek sizinle beraber bu türün üzerinden bir geçeceğiz. Keşfekeş – Stoner yazısıyla aynı örnekler olmasın diye Stoner Doom’u tenzih edeceğim. Her zamanki gibi, bu yazı koca okyanusta küçük, parlak damlaları aramak üzerine olacak, o yüzden başlamadan önce Cathedral, Saint Vitus, Trouble, Pentagram(gevur olanı), The Gathering, Candlemass, Type O Negative, Draconian ve My Dying Bride gibi mihenk taşlarını hatmetmiş olmanız şiddetle tavsiye edilir. Bunlar haricinde, dünya genelinde pek bilinmemesine karşın Türkiye’de hatrı sayılır bir dinleyici kitlesi olan Funeral, Hallatar, The Foreshadowing ve Avatarium gibi grupları da liste dışında tuttum. Başlıyoruz!


 

The Gates of Slumber, 70’lerin heavy-doom alaşımını 2000lerde yeniden yüzeye çıkarmış bir grup. Anneke’nin sıradışı sahne performansıyla The Gathering’in başlattığı “dinlerken dans ettiren doom metal” konseptine uygun bir canlı setleri var. İnanılmaz yüksek bir sahne enerjileri var, ve çalarken ne kadar keyif aldıklarını hissediyorsunuz. Umarım en yakın zamanda Türkiye’ye gelirler.



Blood Ceremony geçmişin tınılarını düzenli bir tutarlılıkla yeniden inşa eden bir grup. Grubun baskın teması Heavy Psych olsa da, ilk üç albümde, özellikle Living With the Ancients’ta yoğun Geleneksel Doom Metal ögeleri duymak mümkün. Gotik ve okült temaları hem sözlerine hem tarzına işleyen grup, 2023’te çıkardıkları The Old Ways Remain ile pişirme işlemlerinin devam edeceğinin sinyalini verdi.




  Forest of Shadows bana çok özel hissettiren bir grup. Şarkı yapıları sade, olması gerekenden daha fazla nota basmıyorlar pek. Şarkılarda gezinirken erken dönem Katatonia hissiyatını alıyorsunuz, bir tanıdıklık, bir yuva hissi. Hak ettiklerinden çok daha az dinlediklerini düşünüyorum. Nadide bir Death Doom parçası dinlemek istiyorsanız, aşağıya bekleniyorsunuz.




Candlemass’in, Epic Doom Metali ilk icrasından beri (tesadüfe bakın ki Epicus Doomicus Metallicus isimli bir albümle!) bu tür gerektiği kadar üretilmedi, ve bu durum beni oldukça üzüyor. Viking Metal ile bir kardeş olarak gördüğüm bu tür, benim için uzun soluklu bir hikaye anlatısı gibi. Hani ateş başında değil ama gece uzanıp yıldızlara bakarken dinlediğiniz türden. İşte Atlantean Kodex’in Pilgrimi, lise yıllarımdaki bitmek bilmez servis yolculuklarımın yıldızlı eşlikçisiydi, ve bu değeri sizinle paylaşmak istedim.




Romantik ve/veya melankolik metale çok büyük bir zaafım var (sanırım Draconian’ı canlı göremeden öleceğim), ama Wine from Tears objektif olarak harika bir grup. Death Doom’dan bekleyeceğimiz o sükunet – agresyon dengesi harika kurulmuş, ve dinlendiği sırada gerçekten melankoliye boğdurabilen bir müzik sunulmuş.



Konvent, dört Danimarkalı ablanın yeni, ama fırtına gibi gelen grubu. Kadın brutal vokalin kendine has tonuyla diğer death doom gruplarından ayrışan grup, müzikalite konusunda da türün diğer örneklerinden hiç geri kalmıyor. Evet, tamamen kadınlardan oluşan bir death doom grubu sahneye çıktığında uhrevi ve meleksi bir vokal duyamamak çok hoş bir sürpriz olsa gerek.




The Lamp of Thoth ilk duyduğumda garipsediğim, alışınca gülümseyerek dinlediğim bir grup. Çünkü her ne kadar temelde Trad Doom Metal çalıyor olsalar da sürekli bir 70’ler hard rockunu hem sözlerde hem de enerjide hissediyorsunuz. Doom’un belirli hislere bağlanmak zorunda olmadığını göstermeleri bence takdire şayan. Şarkılarına (This Is Not Doom!) ve albümlerine (This is Not a Laughing Matter) koydukları isimler, şarkı sözlerinin absürtlüğünü açıklar nitelikte.




Reverend Bizarre, kült olmasına karşın Türkiye'de pek bilinmeyen bir grup. Hatta bu listeye eklemeyecektim, ama ne kadar az dinlendiğini görünce eklemeye karar verdim. Reverend’ın tüm albümleri doom temasında ortaklaşmasına karşın, grubun daima deneysel olmaya çalışan yapısı albümleri de birbirinden oldukça farklı kılıyor. Uzun Almanca doom baladları da var, çocuk sesli screamleri içeren geleneksel şarkıları da, hatta aşırı uzun soluklu (ciddiyim. Şarkı 13 dakika.) bir Dunkelheit coverları da. Genel kültürdür, dinleyiniz.




Genelde Death Doom dendiği zaman, klasik doom soundu üzerine bazı ölümlü eklemeler olması beklenir. Ancak adından da anlaşılabileceği gibi Disembowelment, tam tersi bir yol izleyerek bizlere oldukça yavaş tempoda bir death metal deneyimi sunmuş (benzer konseptler bazı Cannibal Corpse şarkılarında da var). Hem eski, çiğ death metal soundunu duymak, hem de birazcık kafa dinlemek istiyorsanız nadir seçeneklerinizden biri sanırım bu albümü dinlemek.



Ve kapanışı Esoteric ile yapmak istiyorum. Benim de yeni tanıştığım gruplardan biri olan Esoteric, memleketinin doom metalini modern metalin olanaklarıyla birleştirip ortaya çok sağlam, ama rahatlıkla dinlenebilir bir iş çıkarmış. Yetmezmiş gibi bir de şarkılarını 15-20 dakikalık yapıp bizim akıl sağlığımızla oynamaya yemin etmişler. Şu an gecenin üçü, bu albümü dinliyorum, ve beynim karanlık bir girdabın çekirdeğine doğru süzülüyor. Umarım size bir şey olmaz.




Buraya kadar geldiyseniz, teşekkürler, ve harikasınız. Serinin devam yazısı ne zaman gelir bilmiyorum, Black sularına girmek istiyorum, ama hakkını vererek yapmam için bir süre kendi keşif sürecime girmem gerekecek - ve elitist tokadı yemek istemiyorum. O zamana kadar mutlu, (veya mutsuz, sonuçta doom dinliyorsunuz) ve metalle kalın!

 

P.S: Doom keşif listeme göz atabilirsiniz.




0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commenti


bottom of page