• defne ergenoglu

“MFÖ de böyle kurulmuştu”: Mikroskop Altında derVder

Güncelleme tarihi: 3 Mar



Hiç denememiştim böyle bir şey, hadi bakalım.


Geçen hafta derVder’in üyeleri ve moral destek ekibiyle sohbet ettik. Yeni çıkan single’ları “Sokak Lambası” ve grup üzerine konuştuk.


Grubun ismi nereden geldi, şarkıları kim yazıyor… inanılmaz keyifli ve eğlenceliydi.


Açıkçası bu ilk ciddi ve resmi röportajımdı ve stresliydim, heyecanlıydım, geç kalıyordum yani panikteydim. Tanışacağınız insanların karakterlerini bilemiyorsunuz, özellikle bir röportajsa, bu da beni strese sokuyordu. Ama tam tersine, Deniz, Salih, Seçkin, Serhan ve Seyit samimiyetleriyle stresimi ve heyecanımı unutturdular bana. Aralarda espriler döndü, bol bol çay içildi, ve gerçekten tam bir sohbet oldu.


İşte karşınızda tüm doğallığıyla derVder!

Defne: Biraz kendinizden bahseder misiniz?


Salih Yaman: Ben Salih. 4 yıldır enstrüman çalıyorum, grubun bass gitaristiyim. Keşke bass gitarist olmasam, hayatım çok kötü bir yer.

Seçkin Sadioğlu: Ben Seçkin, üniversite öğrencisiyim, okula gitmeyeninden. Gitaristiyim grubun, öyle olduğumu iddia ediyorlar, daha inanmadım. Gitar çalmak güzel, bunlarla çalmak daha güzel. Öyle, 18 yaşındayım.

Deniz Tan: Ben Deniz, 8 senedir enstrüman çalıyorum. Gitar çalıyorum, aynı zamanda derVder’in vokalistliğini yapıyorum.

Defne: (moral destek ekibine) Siz de kendinizi tanıtabilirsiniz isterseniz?

Salih: Seyit arkadaşımız, en büyük destekçimiz de Serhan.

Serhan Selim Genç: Ben grubun menajeri gibi bir şeyim, ama değilim de gibi. Post ayarlıyorum, mekanlarla konuşuyorum.


Defne: Grup nasıl kuruldu? Nasıl bir araya geldiniz?


Salih: Grubun kuruluş hikayesi çok güzel.

Deniz: Anlatayım mı?

Seçkin: Bunu ben anlatayım mı? Ben anlatayım.

Defne: Kollektif anlatın?

Salih: Herkes kendi açısından anlatsın.

Deniz: Ben sıkıntılarımın fazla olduğu bir dönemde Kozyatağı’nda bir kafede sahne alıyordum. Sağolsun Barkın diye bir arkadaşımız sayesinde Salih ve Seçkin’le tanışmış oldum. Tek seferlik diye anlaşıp sahneye çıktık, sonra devamlı hale getirdik.

Salih: İki çaya çalışıyorduk. Parayı bir tek o alıyordu.

Deniz: Onlar birer çay için çıkıyorlardı, eğlendiğimiz için yapıyorduk.

Salih: Üç buçuk saat gitar çalıp birer tane çay alıyorduk.

Seçkin: (fısıldayarak) ben iki tane alıyordum, özür dilerim. Bunu itiraf etmem gerekiyordu.

(gülüşmeler)

Defne: Eğlendiğiniz için yapıyormuşsunuz gerçekten.

Deniz: Neden grup olmayalım ki dedik. Şarkılarımız vardı, onları birleştirdik. Böylece grup kurulmuş oldu.

Salih: Tam olarak böyle oldu.

Defne: Hani üç farklı açıdan anlatılacaktı?

(gülüşmeler)

Salih: Bir gün ortak arkadaşımız Barkın geldi, “Bizim Deniz var, bir kafede sahne alıyor” dedi. Biz de Deniz’i dinlemeye gittik, Deniz de bize gitar çal dedi. Çaldık sonra, sevdik. Çok üzgün bir adamdı Deniz sahnede, gitar çalıp şarkı söylüyordu ama hiç yan bir enstrüman yoktu. Acıdık haline, bir şeyler katalım dedik.

Seçkin: Bir gün Deniz’in sıkıntılarının çok olduğu bir dönem…

(gülüşmeler)

Salih: Herkes aynı şekilde anlatıyor.

Defne: Dostoyevski romanında mıydınız o zamanlar? “Konyakla ısınıyorduk” falan…

Salih: Ucuz şarapla ısınıyorduk.

Seçkin: Deniz bir kafede çıkıyordu ama kimse iplemiyordu.

Salih: Bir adam bir şey yapıyor orada ve para alıyor. O kadar yani, zaten mekanı bizim ve Deniz’in arkadaşları dolduruyordu. Bir gün ben Deniz’i dinlemeye geldim, Barkın’laydık. Oturdum dinledim, güzel söylüyordu. Deniz’i daha önceden de görmüştüm zaten, bir tanışıklığımız vardı. Deniz’e bass gitar çalmayı teklif ettim en azından arkası duyulsun diye. Bir kızla çıkıyordu o zaman, kız söylüyordu Deniz çalıyordu, bazen o da söylüyordu. Sonra o kız gitti, Deniz tek kaldı. Bizim eski bir grubumuz vardı “Aranızdakiler” diye, Seçkin de oradaydı. O grup yeni dağılmıştı, Seçkin’le ikimiz müzik yaparız ve ilerleriz diyorduk. Ben Deniz’le sahne alacakken Seçkin’e “Sen de gel hep beraber çıkalım” dedim. Sahneye çıktık, baktık beğenildi, güzel de müzik yapıyoruz devam edelim dedik. Deniz’in şarkıları vardı, aranje edelim, bakalım nasıl yapıyoruz derken bir anda “Neden grup kurmuyoruz ki?” dedik. “Üç erkeğiz ve neden grup kurmuyoruz ki?”.

Defne: Üç erkek olmakla mı alakalıydı yoksa üç kişi olmakla mı alakalıydı?

Salih: Grupla alakalıydı. (güler)

Seçkin: MFÖ de böyle kurulmuştu.

(gülüşmeler)

Salih: Felsefemiz gerçekten buydu o sıralar, bu düşünceye tutunuyorduk. “Üç erkeğiz ve neden grup kurmayalım?”.

Defne: Tanışma ve grubun kurulması, hepsi Deniz üzerinden mi oldu?

Seçkin: Aynen, Deniz üzerinden. derVder, böyle kurulduk.


Defne: DerVder ismi nereden geliyor? Şahsen kelime oyunu olduğunu tahmin ettim ama…


Seçkin: Tam olarak bu, harf şakası.

Salih: “Derbeder” kelimesinden kelime oyunu yaptık.

Seçkin: Aslında felsefi bir anlamı var.

Salih: Felsefi bir anlamı da var.

Seçkin: Biz bu üçlü olarak insanların bizim hakkımızda, arkamızdan konuştuğu iğrenç şeylere maruz kalıp morali bozulan insanlardık. Herkes bizim hakkımızda bir şey diyor, kötü anlamda. Salih’le bize söylenen şeyler çoğunlukla ortaktı zaten, kötü şeylerdi. Burada aslında grubun üçlü olmasını temsil eden bir şey var. Biz Salih’le çoğu şeyi beraber yaşadık, bizi bağlayan ortadaki bağlaç da Deniz oluyor. Bir de kelime şakası. Aslında ilk başta kelime oyunu yaptık, daha sonra ben bunun altında bir anlam aradım.

Salih: “Der’leri birleştiren V.” Der’leri birleştiren V’sin sen.

Deniz: Ben bir V’yim.


Defne: Sokak Lambası’nda vermek istediğiniz enerji neydi, sözlerin arkasında bir hikaye veya anlam var mıydı?


Seçkin: Sözler aslında bir dörtlük haricinde Deniz tarafından yazıldı. O dörtlük de Deniz tarafından yazıldı lakin benim hikayelerimden esinlenildi. Bir şarkım vardı, oradaki bir dörtlüğü Deniz uyarladı.

Salih: Grupta şöyle bir şey var, üçümüz hadi bir şarkı yazalım demiyoruz. Benim bir şarkım oluyor, Deniz’in bir şarkısı oluyor, Seçkin’in bir şarkısı oluyor. Hepsi birleştirilmiyor ama ortaya atılıyor. Müzikal anlamda ve söz olarak düzenliyoruz. “Sokak Lambası” da öyle çıktı. Deniz ortaya bir şey attı, Seçkin kendi şarkısında olan bir dörtlüğü oraya koydu, müziği de hallettik ve çıktı.

Defne: Peki anlatmak istediğiniz hikaye neydi?

Salih: Neydi bizim anlatmak istediğimiz hikaye?

Seçkin: Sönmüş sokak lambası.

Deniz: Terk edilme, sonrasında gelen o derbederlikle mücadele.

Salih: Arkasında bir aşk hikayesi var.

Seçkin: “Gecenin karanlığında o yalnızlığı aydınlatan tek şey sokak lambasıdır.” gibi.


Defne: Geçen Pazar Woodstock’ta canlı konser vardı. İlk konser miydi? Gün boyunca ne hissettiniz?


Salih: Evet ilk konserdi. Heyecan.

Seçkin: Acı.

Salih: Gerginlik ve acı, elim patladı bass çalarken. Fiziksel acı yani.

Serhan: Çok ağır gerginlik.

Seçkin: Birbirimize girme raddesine geldik. Özellikle Salih’le ben. Bana tilt oldu.

Salih: Genel olarak modum düşüktü benim diğerlerine göre.

Seçkin: Ama sahneye çıktıktan sonra “O kadar da ciddiye alıncak bir şey değilmiş ya, eğlenceliymiş.” kafasındaydık.

Salih: Çok güzel espriler döndü. Set list yere düştü mesela, karman çorman oldu, ben eğilip aldım “Ne vereyim size?” falan dedim.

Seçkin: Yanlışlıkla set listin arasına final notları girmiş, onları bulduk. Öyle, keyifli bir konserdi. Eğlenceliydi.

Salih: Gelenler çok beğendi.

Seçkin: Konser öncesinde çok büyük eksiklerimiz oldu bizim. İki haftadır prova aldığımız baterist gelemedi konsere iki gün kala. İki gün kala yeni baterist bulduk, son iki günde sekiz saat prova aldık. Kafalar yandı. Ziller yoktu, adaptör yoktu. Biz gergindik. Ama sahnede geçen o iki-üç saat çok güzeldi. Sonrası ve öncesi için aynı şeyi söyleyemem kesinlikle, ama o sahnede geçen zaman çok güzeldi. Terapi gibiydi.

Salih: Ve bu kadar insanın gelmesini beklemiyorduk.

Seyit Efe Altuntuğ: En çok ben eğlendim ama.

Salih: Sen sevdin di mi ya?

Seyit: Ben çok eğlendim.

Salih: Kelimeler kifayetsiz kalıyor.

Seçkin: En çok Serhan da eğlendi bu arada.

Serhan: Ben de çok eğlendim.

Deniz: Bütün şarkıları eksiksiz bilen tek adam oydu.

Salih: Bazı şarkıları çalmadık.

Serhan: Ben robot gibi her provaya geldiğim için biliyordum hepsini.


Defne: Sokak Lambası’ndan başka proje var mı? Albüm, single, EP?


Seçkin & Salih: Ooo.

Salih: Çok güzel şeyler var.

Seçkin: Biz müziği dün bıraktık. (kahkahalar)

Salih: Normalde dün dağıldık bugünün hatrına beraberiz hala.

Serhan: Ayıp olmasın diye.

Defne: Ya, teşekkür ederim.

Seçkin: Sonrası için elimizde çok fazla şarkı var. Fazla, fazla, fazla şarkı var. Bunları ilk başta birkaç tekli olarak çıkartıp sonrasında yaza doğru üç şarkılık bir EP düşünüyoruz. Üç şarkılık olmasının sebebi de biri Deniz’in, biri Salih’in biri de benim yazdığım bir şarkı olsun diye.

Salih: Komple bize ait olsun diye.

Defne: O zaman derVder?

Seçkin: Aynen öyle.

Deniz: Bir şarkının adı der, diğerinin V, diğerinin der…


Defne: İdolleriniz/ etkilendiğiniz sanatçılar?


Salih: Emre Nalbantoğlu. Tükenmez kalemle yazarım direkt.

Seçkin: Duman da var. Onların üçlü olarak birbirlerine bağlılığı. Kaan, Ari, Batu…


Defne: Hangi sanatçılarla aynı sahnede yer almak isterdiniz?


Salih: Emre Nalbantoğlu. Çok underground, böyle blues esintileri taşıyan ama gerçekten Ankara ağzıyla müzik yapan bir adam.

Deniz: Çok kendine özgü yani.

Salih: Her sahnemizde çalarız zaten. Olmazsa olmazı gibi bir şey.

Salih: 40’ı var adamın, sigaradan ve rakıdan şurasında bir et var, hissedebiliyorsun.

(Emre Nalbantoğlu’nu tanımıyordum, burada bana “Sen Nerden Çıktın?” şarkısını dinlettiler.)

Deniz: Bunu duyunca aklına direkt konser geliyor.

Salih: Bu adamın söyleme tonu benim sesime uygun, back vokalin, Batu Akdeniz’in, sesi de Deniz’in sesine uygun. Sahnelerimizin olmazsa olmazı, her sahnede çalarız bunu.

Deniz: Sahnelerde Emre Nalbantoğlu’nun olayı şu: normalde insanların bileceği şeyler çalmaya çalışıyoruz, Emre Nalbantoğlu’nuysa sırf kendi zevkimize çalıyoruz. Biz eğlenelim diye yani.

Seçkin: Barış Kocatürk’ün şarkılarındaki o biraz daha basitliğe kaçan tatlılıktan da keyif alıyoruz.

Salih: Şarkı için Barış Kocatürk’e de danıştık. Mail attık, sevdi. “Yılmadan devam edin.” dedi. Sevgiler, saygılar buradan.


Defne: Şarkılar için nereden ilham alıyorsunuz?


Salih: Ben eski yaşadığım aşklardan yola çıkıyorum diyebilirim. Eski yaşanmışlıklardan. Bir de zamanında çok fazla acıya maruz kalmak. Benimki öyle.

Seçkin: Alkol almadığım sürece söz yazmam.

Deniz: Sokakta yürürken. Genelde yazdığım şeyler minibüste aklıma geliyor zaten. Kafamı cama dayıyorum, aklıma bir şey geliyor, not alıyorum. Evde devam ediyorum.

Salih: Bana sabah 5.30’ta geliyor her seferinde. Düşünceler kafama doluyor, uyuyamıyorum bazen.


Defne: Birer albüm söyleyebilir misiniz hep dinlediğiniz?


Deniz: Albüm yok bende single var. Jimi Hendrix-Little Wing.

Salih: Sistemik.

Seçkin: Black Sabbath-Heaven and Hell.

Seyit: Slipknot-Iowa.

Serhan: Robert Cray-Won’t Be Coming Home.


Defne: Sorularım bu kadardı, bir şey eklemek ister misiniz? Şarkınızı dinleyenlere mesela, ne demek istersiniz?


Seçkin: Oğlum manyak mısınız lan?

Salih: Böyle bir şey olmasını beklemiyorduk.

Seçkin: 7 bin’de kalır diye düşünüyordum.

Serhan: Şöyle bir şey var: bu şarkı bu kadar dinlendi ve hiçbir playlistte yoktu.

Salih: Dümdüz Spotify’a yükledik ve böyle oldu. Bir sonrakinde daha profesyonel bir reklam yapacağız.

0 yorum