top of page

Progresif, Özgür ve Sınırsız: A Thousand Allies Röportajı

  • Yazarın fotoğrafı: ozdegokbayrak ✪
    ozdegokbayrak ✪
  • 23 dakika önce
  • 23 dakikada okunur

Progresifin İçine Sığmayan Bir Grup, The Outlaw Torn’dan Ötesi.


Çanakkale çıkışlı progresif metal grubu A Thousand Allies. Onlar müziğini tek bir türün içine hapsetmeyen gruplardan biri. Çok yönlü müzikal yaklaşımı ve iddialı besteleriyle dikkat çekmeye devam ediyor. Metallica’nın “The Outlaw Torn” cover yarışmasında birinci olarak uluslararası sahnede de ses getiren grup, son albümleri Between the Future and Time’ı yayınladı.  Biz de KritikZine olarak grupla bir araya geldik ve grubun hikâyesini, üretim süreçlerini ve Metallica sonrası dönemi konuştuk. Çok keyifli bir müzikal sohbet gerçekleştirdik. İyi okumalar !


Kritikzine (Özde): A Thousand Allies’ı hiç bilmeyen birine "Siz kimsiniz, nasıl bir müzik yapıyorsunuz ve sizi diğerlerinden ayıran şey nedir?" şeklinde başlayalım.

Berkay: Özellikle progresif metal gruplarında şöyle bir durum var; hep “bir başka gruba”benzetme gibi bir hareket var. Benzetme gibi bir girişim var. A Thousand Allies’ı ilk dinlediğiniz zaman bunu “yapamamak” üzerine biz çalışıyoruz genelde. Elbette biz de tabii ki yirmi dakikalık şarkılar yapıyoruz. Partisyonlarımızda tabii ki de belli başlı gruplardan benzerlikler oluyor. Ama mesela falanca bir grubu dinlediğin zaman "A, bunda Dream Theatre sound'u esinlenmişler, Opeth sound'u esinlenmişler." diyebileceğiniz noktada biz daha çok kendi sound'umuzu oluşturmaya çalışan bir progresif metal grubuyuz. Bunu hem teknik imkanlarımızla; bir noktada imkan ve imkansızlıklarımızla bir karakter sound'u oluşturduk kendimize ve bu şekilde dinleyiciye aktarmaya çalışıyoruz. Zaten Spotify biyografimizde de "multidirectional progresif metal band" şeklinde bahsetmemizin amacı da o. Ben istediğim zaman metal-core da yapıyorum, nu metal de yapıyorum veya progresif metal şarkısının içine de bunu yedirebiliyorum. Sonuç olarak A Thousand Allies çok yönlü bir progresif metal grubudur.

Erkan: Çok  yönlüye ek olarak şunu diyebilirim; daha da ileride tabii daha yeni parçalar, daha yeni albümler çıkarttığımızda da bu şekilde olacağını düşünüyorum ki dinleyen herkesin, kendinden bir şeyler bulabileceği şekilde ve özgünlükten de kopmadan üretmeye çalışıyoruz. Bazı hani gruplar olur ya, büyük veya küçük fark etmez, bazı albümünde bazı tarzları duyarsınız, bazılarında bazılarını duyarsınız. Kısıtlama yoktur. Yani biz de oturup işte progresif yapacağız, şimdi bunu yapacağız, şimdi şöyle yapacağız diye düşünmüyoruz.

Taha: Tek cümleyle açıklayacak olursam herhalde “müziğin kapsayıcılığını” hiçbir zaman bırakmıyoruz diyebilirim sanırım. Her türden esinlenmeler olsun, ilham almalar olsun kullanılabiliyor gerçekten de. Berkay'ın dediği gibi mesela yirmi dakikalık şarkı da olsun, diğer şarkılar da olsun, gerçekten dünya üzerindeki müziğin her türüne benzetilebilecek kısımlar olduğunu söyleyebilirim.

Kritikzine (Özde): Grubun müzik tarzını progresif olarak tanımladınız ama başka tarzlardan da bahsettiniz. Tam olarak kendinizi nasıl bir tarza yakıştırıyorsunuz?

Berkay: Bizim bireysel olarak hayatlarımızda genelde birçok janrayı ayrı ayrı dinlediğimiz dönemler oldu. Mesela thrash metal çok fazla dinlediğimiz dönemler oldu. Ben bu müziğe zaten Linkin Park'a hayran olarak başladım. Tabii, hepimiz çok seviyoruz.

Kritikzine(Özde): Evet, çocukluğumuzun grubu zaten.

Berkay:  Aynen, aynen öyle. Zaten bunu şuradan da direkt özetleyebiliriz. Bizim dört tane saf thrash metal şarkımız var. Biz ara sıra bu tarzı Erkan’la eski gruplarımızda yapmıştık.  Bu durum gayet açıklıyor aslına bakarsan. Şimdi mesela metalcore şarkı yapmak istedik birkaç tane. Elimizde birkaç tane beste var, şu an onların kayıt sürecindeyiz üçüncü albümle beraber. Onları yayınlamak istiyoruz. Biz genel olarak şöyleyiz; ne zaman ne yayınlamak istiyorsak, o an ne hissediyorsak onu yapan bir grubuz. Yani bunun içerisinde de üst çatı progresif. Üst çatı progresif olduğu zaman da ben thrash metal yapsam da metalcore yapsam da nu metal yapsam da sen o oradaki progresif sound'unu ve öğelerini görebiliyorsun. Bunu söyleyebilirim bu konuda.

Erkan: Genelde böyle. Yani en üste bir çatı var. Sınırlarını böyle açmaya çalışıyoruz.

Berkay: Karakterimiz oldu progresiflik bizim. O metrik modülasyonu biz kas hafızası olarak koyuyoruz aslında.  İstersem, o zaman metalcore da yapsam thrash de yapsam nu metal de yapsam o metrik modülasyon orada oluyor.

Kritikzine (Özde):  Peki, grubun kuruluş hikayesi nedir? Grubunuz ne zaman kuruldu?

Berkay: Ben grubun vokali ve gitaristiyim. Aynı zamanda klavyecisiyim gerek olduğunda. Biz 2016 yılında Buğra Yaşar'la beraber istediğimiz müziği yapmak adına kurduk. Yine bir progresif çatı altında kurduk. Biz Türkçe rock ta çok severiz; Çilekeş, Kurban vs. gibi gruplar. Bunlarla da  beraber progresif çatısı altında bir şeyler yapmak istedik. 2016 yılında lisede kurduk biz bu grubu. Akabinde, lisede olmanın getirdiği imkansızlıklarla tabii, grup bir süre nadasa kalmış bir grup olarak devam etti. Biz Erkan'la farklı bir thrash metal grubunda beraber müzik yapmaya başlamıştık zaten. Daha sonra ben ayrıldım o gruptan. Ayrıldığım gibi Buğra Yaşar ve Özgür Kurt'u aradım. Dedim ki "Abi artık başlıyoruz." Hepimiz üniversitedeyiz zaten. 2020 yılının sonunda biz buna bir start verdik. Çünkü tam 2020 yılının sonunda ayrıldım ben eski grubumdan. 2021'in Haziran ayında ilk şarkımızı çıkarmış olduk. O da ayrı bir hikaye zaten. Hani pandemi dönemi takdir edersin ki! Bir bakıma “mesafeli şarkılar” diyebileceğimiz şarkılar. Chaos Control, So Long the one, I Gave All. Bu üç şarkı pandemi sürecinde yazılmaya çalışıldı.

Kritikzine (Özde):  Zorlamış mıydı evden çalışmak?

Berkay: Evden bile değil. Şimdi işin komik kısmı zaten orada. Ben yurtta kalıyordu o sırada. So Long'un mix'i eleştirilir mesela. Vokalde duyduğunuz reverb, vokalde niye bu kadar reverb var diye bir eleştiri gelir mesela. Aslında vokalde reverb yok. Ben o şarkıyı yurdun deposunda kaydettiğim için o deponun yankısı. Hani... (Gülüşmeler).. Doğal reverb.

Eee, işte orada zaten Cubase 5 kullanıyorum. Bilgisayarım berbat durumda vesaire. İmkansızlık diyorum ya, olabilecek en minimal imkanlarla biz o şarkıları yaptık bu üç kişi.

Kritikzine (Özde):  Aslında zorluklardan da gelmiş bir grup.

Berkay: Tabii ki de. Zorluklardan gelmiş, zorluklarla devam eden bir grup. Hayat gailesi, hepimizin içinde bulunduğu bir problem maalesef. Güncel ekonomide de özellikle zaten. Bu şartlar altında  bir şeyleri yapmaya çalışıyoruz biz de. Her grup gibi.

A Thousand Allies, 4 Mart 2026, Alsancak Tato Bar.
A Thousand Allies, 4 Mart 2026, Alsancak Tato Bar.

Kritikzine (Özde):  Spotify bio’nuzda  tarzınızla ilgili progression pop gibi bir ifade vardı. Bunu açabilir misiniz,  progressive  metale tam olarak ne zaman döndünüz? Bir kırılma anı oldu mu sizin için?

Berkay: Biz zaten onu yapmak istiyorduk en başta. Biz 2016'daki bir lise öğrencisinin ünlü olma isteğinden dolayı, bunu progressive pop yapsak daha tutar mı diyorduk.

Kritikzine (Özde):  Başladığınızda ne tür şeyler çalıyordunuz peki?

Berkay: Yani biraz da mesela bunda Steven Wilson (Porcupine Tree)'ın albümleri örnek gösterilebilir. Biraz daha pop bir progressive görüyoruz. O tarz ile benzer şarkılar yapmayı hedefliyorduk biz orada. Hatta bizim Irrational Freedom isimli ilk albümümüzün açılış şarkısının ilk riffi 2016'da yazılmış, o tarihten bugüne gelen bir riff. Yani oralardan bugün ancak 2022’de çıkabildi. Biraz daha soft bir başlangıçla girelim dedik. Akabinde dedik ki “biz artık büyüdük bir şeyleri de birilerine kanıtlama gibi bir gayemiz yok. Kendi hislerimiz neyse onu yapacağız” dedik ve onu yaptık.

Kritikzine (Özde):  İlham aldığınız gruplar neler? Daha çok Dream Theater'dan bahsettiniz. Metallica, gençken, çocukken dinlediğimiz Linkin Park, Opeth. Bu gruplardan ilham alıyorsunuz anladığım kadarıyla.  Bu isimlerden, A Thousand Allies’I bu güne taşıyan hangi grup olur sizce?

Berkay: Hepsi olur. Neden hepsi olur? Linkin Park olmasa müziğe başlamazdım mesela. Şu çok net ki ben Mike Shinoda olacağım diye başladım müziğe   Klavye de çalacağım, gitar daçalacağım, vokal yapacağım, hepsini yapacağım. Çünkü ben var olmayı seven bir insanım. Müzikte özellikle. O adam da çok var oluyor. Ne güzel işte her şeyi yapan multi directional. Hayatta her alanda gerekse okuduğun okulda, gerekse yaşadığın yaşamda, gerekse yaptığın müzikte hep böyle versatil olmak önemli benim için. Shinoda olma gayesiyle başladım. Ondan sonra Megadeth girdi hayatıma. Metallica'dan önce Megadeth girdi benim hayatıma. Gariptir ki tam tersi olur insanlar bir genelde  

Dave Mustaine'nin gitar çalışı şoka uğrattı beni. Çünkü ben bağnaz bir Linkin Park dinleyicisiyim. Başka bir şey dinlemezdim yani. O şoka uğratmıştı beni. O şekilde tam anlamıyla metal müziğe geçişi sağladı. Burada benim thrash metal şarkılarımda olsun, progressive metal çatısı altında yaptığımız şarkılardaki thrash partisyonlarda olsun, sololarda zaten gayet bir Dave Mustaine, Marty Friedman influence'ı görülür. Onun dışında Dream Theater ve Opeth. Zaten Opeth, olmak istediğim adam direkt; Michael’ın çalışma prensibini çok seviyorum. Steven Wilson da keza aynı şekilde. Bahsettiğimiz gruplar Dream Theater, Opeth, Metallica, Megadeth, Linkin Park. Hepsi olmasa A Thousand Allies olmazdı. Yani bu çok önemli bir şey.

Erkan: Bütün olarak kabul edilebilir ya. Hangisi çıksa böyle biri üzülecek, eksik kalacakmış gibi hissediyor insan. Biz de ihanet ediyormuşuz gibi hissedeceğiz diye düşünüyorum. Berkay'ın bu bahsettiği başlangıç aşamalarında Taha'yla ben olmadığımız için biz bu konuya çok da ekleme yapamadık. Ama söylediklerinde Berkay haklı, ilham aldığımız grupların hiçbirini çıkartamayız herhalde. Onu bütün aldık yani biz.

Kritikzine (Özde): Hepsi aslında temel taşlarınız olmuş.

Berkay: Chaos Control zaten burada çok basit bir örnek. Yani Chaos Control, ilk çıkardığımız şarkı on iki buçuk dakika.

Kritikzine (Özde):  Şimdi ben şöyle birşey sormak istiyorum şuanda..  On iki buçuk dakikalık bir şarkı. İlk çıkış için neden bu kadar uzun bir parçayı tercih ettiniz?

Berkay: Abandoned Messenger albümü biraz, nasıl diyeyim…  Sinirle yazılmış bir albüm. Enstrümanlar olarak özellikle. Kendimi tek başıma da ispat etmeliyim olarak yazılmış bir albüm. Tabi ki hiçbir şarkımızı “bu bu kadar uzun olsun, şu şu kadar uzun olsun diye yazmıyoruz. Ben orada kendimi neler yaparak ifade edebilirim diye şarkıyı yazmaya başladım. On iki buçuk dakika oldu şarkı. İşte verdiğim örnek de ona girecek. Chaos Control içerisinde Opeth gibi akort progresyonları var. Dream Theater gibi time signature değişiklikleri var. Efendime söyleyeyim, Polyphia gibi, metrak bölümü var şarkıda. Thrash metal bölümü var direkt. Apaçık breakdown'lar var. Yine dediğim metrik modülasyonlar vesaire her şey var o şarkının içerisinde. Aslında, işte o gruplardan hiçbirinin olmazsa olmaz dediğim mevzu o oluyor. Hepsi var o şarkının içerisinde ve çıkış şarkısı. Ben orada 21-22 yaşımdaki halimle ve eski grubumdan yeni kavgalı ayrılmış halimle 'ben her şeyi yapıyorum abi, artık bunu yapacağım' demek adına yapılmış bir şarkı gibi oldu konsept olarak. Ama hani Abandoned Messenger albümü konsept olarak onu ifade etmiyor. Bambaşka şeyleri ifade ediyor tabii ki de. Çünkü enstrümanlar birazcık bu şekilde yazıldı.

Kritikzine (Özde):  Peki, bir sonraki tekliniz So Long The One. Bu şarkı için şöyle bir ifade kullanmışsınız: "Super-super emotional hit." diye geçiyor. Yani herhalde, az önce bahsettiğiniz duygusal yükle beraber geliyor.

Berkay: Ya 'hit' demek aslına bakarsanız çok iddialı bir kavramdı ama yani özellikle birkaç arkadaşım "Bak bunu böyle yaz." çünkü bu şarkı dinleniyor. Hani her grubun bir Nothing Else Matters'ı vardır ya, bizim grubun da Nothing Else Matters'ı So Long The One aslına bakarsanız., rock ballad havasında. Yani mesela Lars St. Anger'ın sound'unu 'biz o zaman öyle hissediyorduk ve öyle yaptık.' şeklinde ifade ediyorsa So Long The One de istemeden de olsa o an hissedilen her şeyi vermiş bir şarkı sound olarak da. Hatta Spotify'ın Doom Metal playlistlerine de girdi bu şekilde. Aslında bakarsanız doom metal ile alakası olmayan, amacı olmayan bir şarkı. Ama sound olarak ona benzedi birazcık vesaire. So Long The One bir  alegorik anlatıma sahip. Aslında bakarsanız tüm şarkılar öyle. Çift anlamlı. Ben kendimden, kendi hayatımdan bazı parçaları yazıyorum. Bunu o albümün konseptine yediriyorum icabında. Her şarkıda aslında bakarsanız benim hayatımdan bir parçalar görebilirsiniz. Abandoned Messenger, Tanrı tarafından bile reddedilen bir elçinin hikayesi. O hikayede de; karısını kaybettiği, karısını o savaşta kendi ideali uğruna kaybettiği ve aklını yitirdiği bir dönemi anlatıyor So Long The One. Benim açımdan da benim yaşadığım bir aşk acısını anlatıyor aslına bakarsanız. Sözler birebir paralel ilerliyor.


Kritikzine (Özde): Aslında duygusal yüklü tabii ki de. Yani söz yazarı olarak, bunu herhalde rahat söyleyebilirsiniz. Her şey yaşanmışlıklardan çıkıyor. Az önce de bahsetmiştik aslında ama yine ilk albümünüzün öncesinde bazı şarkılarınız var. Ben bunları dinlediğimde de gerçekten thrash öğeler hissettim. Hold Your Breath, Resist the Twist, Disaster gibi şarkılar var.  Progressive olarak bir çatı çiziyorsunuz ama trash öğeler çok. Sizin için biraz geçiş fazı gibi miydi yoksa bilinçli olarak farklı bir tarza mı yönelmek istediniz?

Berkay: Şimdi şöyle; bazı şeyler basit durumlar. Eski grubumda Erkan’la beraber çalıyorduk  o bir thrash metal grubuydu. 2019 yılı içinde diye tahmin ediyorum. Yazıp da çıkartmadığımız, bir kenarda kalmış şarkılarımız vardı. Biz bunları çıkartamadık olmadı. Gruptaki bazı dinamikler oturmadı onları çıkarmak için. Biz şu an çıkarmak istiyoruz. Eee progressive metal grubuyuz, çıkarmamalı mıyız? Bana ne. Bu benim grubum. Ben istediğim şeyi yapmak istiyorum o an. O an thrash metal şarkılarımı çıkarmak istedim. Zaten bir dinlenme gayretinde bulunmadığımızı da bu noktada şöyle anlayabilirsiniz: Biz her şarkıyı iki hafta arayla çıkardık  Hold Your Breath çıktıktan sekiz hafta sonra Under the Cloud of Dust çıkmıştı dördüncü single olarak. Son thrash single olarak. Eee, böyle bir dinlenme gayesi olmadan biz bunları da yaptık ve bunları da yayınlamak istiyoruz diye çıkardığımız şarkılardı. Hepsinin de altına imzamı atarım. Hani çok çok güzel şarkılar bence. Kendi bestem diye demiyorum, [gülüşmeler] öyle değil de hani, çok güzel şarkılar benim gözümde ve insanların ulaşabilmesi gerekiyor. Benim de bu şarkıyı çıkartıp kendimi ifade ettiğimi hissetmem gerekiyor gibi. Öyle diyebiliriz.

Kritikzine (Özde): Evet, yeni albümünüz Between the Future and Time çıktı ve albümün ismini ben kişisel olarak sinematik buldum.  Albüm ismini nasıl buldunuz? Gelecek ile zaman arasında tam olarak neyi ifade ediyor size bu isim?

Berkay: Herkes hayatında bunalım dönemi yaşamıştır. Bunalım döneminde insan hayatının hangi döneminde olduğunu bilmiyor. Ben de keza aynı şekilde. Hani hayatımın iyi bir döneminde miyim, kötü bir döneminde miyim? Geçmiş zamanda  gelecek olarak gördüğüm gelecek bu muydu? Veya gelecekte kendimi hala şu an olduğum şekilde mi görmek istiyorum tarzı bunalımlarla boğuştuğum bir dönemdi o benim. Between the Future and Time da aslına bakarsanız bu noktada gelecek ve zamanın arasında. Oradaki time dediğimiz şey present yani günümüz anlamına gelen time'ı ifade ediyor. Zaman, günümüzle gelecek arasındaki gelecek kaygıları diyebilirsiniz buna. Mevcut olduğun konumu kabullenip kabullenememe diyebilirsiniz. Hayatın boyunca yaşadığın haksızlıklar; müzikal anlamda da olabilir bu, kariyer anlamında da olabilir. Bu yaşadığımız haksızlıkların bir dışavurumu muydu? Evet.  Bir de Between the Future and Time'ın yine dediğim gibi alegorik kısmı. Between the Future and Time'ın, Between the Future and Time'a kadar olan kısmı ilk albümün devamı aslına bakarsan. Direkt birebir devamı. O kaldığı yerden devam ediyor yani. Bu zaten Sacred Artifacts Part 3'ten de belli ediyor kendini. Orada  bir “tragedy fusion”, yeniden doğuş gibi bir anlam ifade ederken Between the Future and Time'da evrenin nispeten yeniden yaratılıyor. The Messenger'da yok olan evreni, reset atılan evreni daha doğrusu evrenin yeniden ortaya çıkışını anlatıyor.


Kritikzine (Özde): Aslında albümlerinizin arasında bir hikaye tutarlılığı var. Ben onu gördüm. Yani bir önceki albümünüzde part bir ve part iki şarkıları yer alıyor. Between the Future'da part üçe geçmişsiniz. Bir sürdürülebilir bir hikaye. Peki kliplerle ilgili baktığımızda, hikayeyi devam ettiren bir şey mi?

Berkay: Evet bir devamlılık mevcut. Between the Future and Time'ın altıncı şarkıya kadar olan kısmı ilk albümün devamı.  “Olan Oldu” isimli şarkımıza klip çektik. Konseptle ilgili olmayan birşey olsa da dediğim gibi, yapmak istedik ve yaptık. “Özlenilmiş Çaresizlik”,  “Olan Oldu”. Biz bunları yapmak istedik. İnanılmaz progressive şarkılar değil. Yaptık, güzel oldu. Ben Olan Oldu'yu şöyle yazdım. Linkin Park yeni vokaliyle şarkı yaptı. Ben bir ölümcül Chester Bennington fanı olarak çok sinirlendim buna ilk başta. Tabiki sonra tanıyıp benimsedik orası ayrı. Yani yeni vokali ile de inanılmaz bir albüm çıkardılar şimdi. Benimsedik onu. Ama dönecek olursak, dedim ki ben de Linkin Park usulü bir şarkı yapacağım dedim ve ben Olan Oldu'yu dört saatte yazdım. Dört saatte o şarkının sözleri hariç herşeyi kabataslak hazırdı. Dört saatte yazdım o şarkıyı. Ondan sonra buna bir İngilizce söz yazdık ilk etapta. İçimize sinmedi. Dedik ki neden Türkçe yapmıyoruz? Bir kere de Türkçe şarkımız olsun. Türkçeye çevirdik. Ondan sonra Bilkent'ten arkadaşlarımız ulaştı bize. Onlar klip projesi olduğunu söyledi. Biz de dedik ki böyle bir şarkımız var. Onların da zaman aralığına uyuyor. Dört dakikalık, beş dakikalık bir şarkı istiyorlardı. Biz de içimize sinen bir şarkı olduğu için ve A Thousand Allies’ın  "aa bu progressive şarkı değil" denme gibi bir kaygısı olmadığı için bu şarkıya klip çekmeye karar verdik. Çünkü ben sevdiğim sanatçılara tribute vermeyi seven bir insanım. Olan Oldu tamamen Linkin Park'a bir saygı duruşu olan bir şarkı.


Kritikzine(Özde): Peki tribute grup yapma isteğiniz hiç oldu mu?

Berkay: Biz lisede zaten Metallica tribute yaptık müzikal hayatımız boyunca. Ben hayatımın uzun bir dönemi James gibi üç parmak kullanıyordum penayı falan. Vokaldaki hareketlerimden de anlayabilirsiniz. O mikrofona iki cümleyi söyledikten sonra kafayı çeviriş falan vesaire   Bunlar aslına bakarsan gördüğün adamı idol alarak yapılan hareketler. Bir tribute olma gibi bir gayeyle olmadı. Mart'ta bir konserde bir projemiz olacak. O yüzden şu ana kadar çaldığımız tüm şarkıları toparladık. Biz şu ana kadar yirmi saatlik bir repertuvar elde etmişiz cover'larla beraber. Hani bir tribute'lükten ziyade biz canımız ne isterse onu çalıyoruz demek adına. Biz mesela bugün Megadeth de çalacağız. Megadeth'in Dystopia albümünde Poisonous Shadows diye bir şarkı çalacağız. Kimsenin doğru düzgün bilmediği bir şarkı ama biz seviyoruz. Biz seviyoruz, biz çalmak istiyoruz, biz bunu ifade etmek istiyoruz.

Kritikzine (Özde): Dinleyicinin hitabına değil de kendi istediklerinizi yansıtmak ve dinleyiciden bağımsız bir şekilde biz bunları dinliyoruz ve biz kendimizi bu şekilde ifade ediyoruz gibi bir motivasyon ile çalıyorsunuz yani.

Berkay: Aynen öyle. Ya sanat, sanat içindir veya sanat toplum içindir denir ya. Hayır, sanat benim içindir. Benim yaptığım sanat benim için.

Erkan: Yine başa dönüyoruz. Yani biz farklı janralarda bir şeyler üretiyoruz ama dinleyici farklı janra dinleyebilir. Sadece thrash metal dinliyorsa bile belirli bir dönem dinleyen var, sürekli farklı dinlediği sanatçıların aynı albümlerini dinleyen insanlar var. Albümler arasında çok farklı janralara sahip olan grupları dinliyorlar. Yani bizim de ortaya koyduğumuz şarkıların canlı olarak tutup tutmaması, sahnede çaldığımızda tutup tutmaması bu nedenle çok önemli değil. Çünkü her insan o an o noktada kendinden bir şeyler bulabilir. Hem bizim canlı performanslarımızda hem de üretilen parçalarda diyebilirim.

Kritikzine (Özde): Peki yeni albümünüzde teknik olarak beste, prodüksiyon, söz ya da sound olarak bağımsız geliştirdiğiniz bir durum var mı? Mesela ben eski albümde şöyle teknik kullandım. Yeni albümde şuna geçtim gibi sound açısından şey hissediyor musunuz?

Berkay:  Her şeyi kendimiz yapabiliyoruz. Ben besteleri yapıyorum. Sound'un mix-master'ını yine ben yapıyorum. Sözleri ben yazıyorum. Bu süreçte bir şeyler öğreniyorum ve belli başlı, ekonomik gelişmeler oluyor. O noktada yeni bir şey elde ediyorum. Onunla sound değişiyor. Efendime söyleyeyim, daha farklı bir mix yöntemi görüyorum ve  doğru yapmayı öğreniyorum. İlk albümün de mix'ini ben yapmıştım. Mix-master'ını da. İkinci albümün de mix-master'ını ben yaptım. Değişen şey aslına bakarsan bizim gelişimimiz. 

Erkan: Biz de farklı farklı şeyler dinliyoruz. Farklı farklı dinlediğimiz şeyleri de eğer çok beğeniyorsak hayatımıza entegre edebiliyorsak aynı şekilde bestelerin içine de yansıyor. Besteleri tabii ağırlıklı Berkay yapıyor. Biz de kendi enstrümanımızda karakteri yansıtmaya geldiği zaman yansıtıyoruz ve yine o dönem hangi materyalden besleniyorsak, ne yapmak istiyorsak yine oraya kayıyor, göçüyor.


Berkay: Evet, yani bunu yaşamayan grup yok zaten. Metallica mesela son albümünde kendi şarkılarına tribute yaptı. Her şarkısı aslına bakarsan Metallica'nın son albümünde bir başka şarkısına selam gönderiyor. Bunu kendi şarkıların içinde yapabilirsin. Kendi şarkılarına tribute olarak. Efendime söyleyeyim, başka gruplara da yapabilirsin. Bunu yapan çok fazla grup var. Burada yaparken önemli olan şey imite etmemek, imite etmeden, kopyalamadan, kendi ruhunla bunu senteze oturtmalısın.

Yeni albümünüzde "Bu şarkı albümün omurga şarkısı, bu albümü bu şarkı taşır ya." Diyebileceğiniz bir şarkınız var mı?

Herkes: Title Track (Between the Future and Time, albümde 6. Şarkı olarak yer alıyor).

Kritikzine (Özde): Kayıt sürecinde "Bunu böyle yapmasaydık ya, daha iyi olacak." dediğiniz bir durum oldu mu hiç sound'unuzla ilgili?

Berkay: Tabii ki de her zaman oluyor. İlk albüm için de bunu her zaman söylüyoruz. Bundan iki üç yıl sonra bu albüm için de diyeceğiz. Bunu diyememek zaten problem bence. Kendi şarkına özeleştiri yapabilmek, bir şeyleri yeni yeni öğrendiğin zaman "Keşke bunu o zaman öğrenseydim de öyle ekleseydim." diyebilmek çok önemli bence. Öbür türlü zaten bu, narsistliğe giriyor bence kendi şarkını eleştirememek. Her çıkardığımız şarkıda bir sonrakini yaparken "Keşke öncesinde de bunu bilerek yapsaydık." diyoruz. Bundan yana bunu söylemekten de gocunmuyorum. Yani önemli değil. Biz çünkü gelişen bir grubuz ve gelişmeye açız.  Kendimiz bir şeyi yapıyoruz ve bunun sayesinde bir şeyler elde ediyoruz diyerek kendimizi geliştirilmeye kapamayacağız hiçbir zaman hayatımız boyunca. Her zaman bir adım ötesine gitmeye çalışıyoruz ki bunu zaten hep beste yazarken de, tekrar kaydederken de kendimize söylüyoruz. Mesela bitirdık "Between the Future and Time"ı yaptık. Şimdi yeni şarkılar yapıyoruz. Diyoruz, yani her seferinde daha iyisi nasıl olabilir?

Erkan:  Bu kendi kendine gelişen bir süreç aslında. Biz özellikle bunu bu şekilde yaptığımız için değil de yani içimizde, karakterimizde herhalde böyle bir şey var. Hep yaptığımız iş o anda evet elimizden gelen en iyisinin olmasına gayret gösteriyoruz. Ama Berkay'ın dediği gibi bir sene sonra, belki bir ay sonra, belki bir hafta sonra bile yepyeni bir şey öğrenip, bir şey keşfedip daha farklı bir şekilde bazen yeni besteler için, bazen de çıkmamış besteleri değiştirdiğimiz de oluyor.

Berkay: Halihazırda beste yaparken de bazı şeyleri değiştiriyoruz sahnede çalarken. Mesela "So Long, the One’ı biz sahnede senfonik bir alt yapıya çalıyoruz. O dönem bunu yapabilme şansım olsaydı o dönem de yapardım muhtemelen. Hani keşke o öyle olsaydı diyebilmek isterdim. Yani diyorum. Diyebilmek de istiyorum çok.

Kritikzine (Özde):  Peki Türkçe ve İngilizce karışık şarkılarınız var. Bunlar  Türkçe ya da İngilizce size ne ifade ediyor?  Yada  iki dili de içeren şarkıların olduğu mix bir album olması size ne hissettiriyor? Türkçe olarak daha iyi ifade ettiğinizi mi düşünüyorsunuz yoksa İngilizcede mi daha kendinizi serbest hissediyorsunuz?

Berkay:  Global bir grup olma hedefiyle yola çıkan bir grubuz. Bizim zaten şu an 19 şarkımız var sanırım. 19 şarkımızın sadece 2 tanesi Türkçe. O da dediğim gibi, yani her konunun temelinde olduğu gibi o an onu yapmak istememiz, o an Türkçe ifade edilebilir. O şarkıyı dinlediğimiz zaman kafamda Türkçe sözler canlanıyor.

Erkan: Benim de düşüncem şu; sadece Türkçe çıksın diye değil. Yada asla Türkçe çıkmasın, asla İngilizce çıkmasın diye değil. Belirli bir sınır çizmiyoruz yalnızca.

Berkay: Veya şey anlamına da gelmiyor bu. Hani Türkçe yaptık şarkıyı Türkçe diye efendime söyleyeyim dinleyici daha rahat dinleyebilsin, işte Türkçe olduğu için daha çok dinlenelim vesaire gibi öyle bir kaygımız da yok. Biz o şarkıyı dinlediğimiz zaman onun sözleri bana Türkçe olarak söylenmesi gerekiyor gibi hissetiriyorsa şarkımız Türkçe oluyor. geliyor kulağıma. “Özlenilmiş Çaresizlik’te” de keza aynı.  Yani sonrasında olur mu olmaz mı emin değilim. Çünkü herhangi bir söz yazma sürecinde değilim şu an. Yani sürecindeyim de değilim gibi diyeyim  Başka birkaç single çıkaracağız albümlerden bağımsız. Yine her albüm arası yaptığımız gibi.  Ben müziğime güveniyorum. Bunun bu şekilde dinleyicide  yansıma bulabileceğine inanıyorum. Bunun için de kendimi değiştirmemem gerekiyor. Kendi içimden gelen şekilde yapmam gerekiyor. Hiçbir şekilde kimseyi memnun etmeyip kendimi memnun ettiğim zaman kendimden emin oluyorum. Kendimden emin olduğum zaman da insanlar da bunu beğeniyor zaten.


Sohbet uzun, güzel giderken tabi ki Metallica’nın şarkı yarışmasını sormasam olmazdı. Konu Metallica’ya gelince ne anlatacaklar diye merakla bekliyordum ki röportajın o kısmına geldik.


Kritikzine (Özde):  Peki, öncelikle Metallica'nın yarışmasında birinci olduğunuz için gerçekten tebrik ediyorum. Yani çok büyük bir şey bu hakikaten. Tekrar Kritikzine adına da sizi tebrik ediyoruz :)

Öncelikle bu yarışmaya girme motivasyonunuz bir challenge mıydı, nasıl oldu? Nasıl bir motivasyonla bu yarışmaya katıldınız öncelikle? Her birinizden duymak istiyorum bunu.

Berkay: Esasında bu yarışmanın varlığını yarışmadan başlamadan önce biliyorduk. Metallica, Metallica'dır. Metallica gelmiş geçmiş en büyük metal grubudur.

Kritikzine (Özde):  Loud albümünün otuzuncu yılı için böyle bir yarışma yapıyorlardı.

Berkay:  Aynen evet. Öyle bir yarışma yaptılar. Biz buna, şartlar eğer müsait olsaydı King Nothing'de de katılacaktık o dönem ama denk gelmedi. Onu yapamadık. İşte kişisel hayatlarımız sağ olsun bazı kritik gelişmeler oldu. Hem müsait olduğumuz şarkı The Outlaw Torn’du, hem zamansal olarak da bize uygundu. Albümümüzün çıkışından kısa bir süre önce bu yarışmanın sonucu açıklanacaktı. Biz bu yarışmaya katılırken buradan bir başarı elde edeceğimizi bilerek katıldık. Burada şöyle bir metot geliştirdim. Ben ciddi Metallica seven bir insanım. Metallica'nın tüm diskografisini neredeyse, gitarda çalmayı da biliyorum. Ama bu herkes için geçerli olan bir konu değil tabii doğal olarak. Erkan ve  Taha bu şarkıya çok hakim de değildi. Bu noktada şöyle bir metot geliştirdik: "Dinleyelim edelim." diye bir teklif geldi. Ben dedim ki "Hayır, dinlemeyin. Bunu benim yazdığım bir şarkıymış gibi düşünüp kendi partınızı ekleyin. Benim yazdığım bir şarkıymış gibi o şarkının o kısmını ne yazmak istiyorsanız o şekilde yazın." O yüzden mesela nakarat kısmındaki double time olayı oldu. Şarkının full versiyonunda mesela orada, half time'a da düşüyor .

Erkan:  Gerçi şimdi şöyle, biz bu yarışmaya katıldık. Çekimler bitti, yarışma kazanıldı, duyuruldu. Bunların hepsi geçti. Belki üstünden bir ay, iki ay geçti. Ben şarkıyı ilk o zaman baştan sona dinledim. Orjinalini yani. İlk defa o zaman dinledim. Çünkü dedim ki "Daha demek ki baştan başka şekilde yaklaşabileceğiz, daha farklı bir şey olacak. Ortaya koyduğum işi de Berkay'a dinletmedim. "Dinlemeyeceksin oğlum." Dedim  Kendi açımdan şunu diyebilirim ki , bazı şeylerin olacağını umarsınız, böyle bilmek istersiniz. Şarkıyı yaptık yükledik. Zannedersem bir yada iki günde bitirdik. Hatta şöyle söyleyeyim, son dakikaya yetiştirdik aslında. Yapıp yükledik ve şeyi düşünüyoruz. "Ya en kötü bir kere hikaye bile yazsınlar, paylaşsınlar. Hani birinci olmadılar ama Honourable Mentions diye böyle bir kere gözüksek bile yeterli." diye kendimizi beklenti olarak kısıtladık ki şimdi içten içe esasında belirli bir başarı elde edileceği düşünülüyor ama hani büyüsü kaçar. "Aman nazar" diye. Nazar olmasın, hani başka bir şey olsun ama nazar olmasın, aksilik olmasın.  Hani belki ulaşmaz. Kim bilir kaç tane grup, kaç tane insan başvuruyor? Belki dinlemiyorlar…

Kritikzine (Özde): Kaç kişi içinden birinci oldunuz?

Berkay: 4000 katılım oldu.  Evet, dört bin katılım arasından oldu. (Özde’nin ufak şoku). Nazar, nazar doğru kelime olabilir. Nazar değmesin diye asla bahsedemiyoruz şu an mesela sana. Şu an güncel kariyerimizde de buna benzer bir olay var çünkü.

Erkan: Öyle hani tutuyoruz kendimizi, olduktan sonra yapalım diye.

Kritikzine(Özde): Ama bu yaygın bir kanı gibi sanki. Yani belki biraz ufak bahsetseniz, şu kaygınız var mı başka gruplar onlardan esinlenecek, hani kopya çekecek gibi. Öyle bir şey düşünüyor musunuz?

Berkay: Hayır hayır öyle değil aslında, yani bu biraz totem gibi bir şey. Ben şunu düşünüyorum, bir insan beni kopyalamak istiyorsa veya benden ilham alıyorsa çok mutlu olurum.

Kritikzine (Özde): Bu aslında onur verici bir şey olur değil mi? Yani sizi dinleyip sizden ilham alınması bence güzel bir şey olur.

Berkay: Hiç önemli değil yani. İsteyen istediği şeyi yapabilir bizim müziğimizden ilham alırsa, önemli değil yani gurur duyarız.

Kritikzine (Özde):  Peki, kazandığınız an ne hissettiniz? Nerede aldınız bu haberi? Nasıl oldu o günü anlatır mısınız biraz?

Berkay: Açıklanacağı gün belliydi. Erkan Bey o gün bizimle beraber olmamayı tercih etti   (gülüşmeler). O kendi tercihi. Yapacak bir şey yok. Biz, Taha'yla oturuyorduk. O sırada benim Instagram'dan bildirim geldi. Yarışmanın jürisi grubu takip etmeye başladı. Biz o an anladık zaten. Ha biz bunu kazandık dedik. Ondan sonra akabinde gelen Metallica'lı bir gönderiye ortak paylaşım yapmaya başladık.

Kritikzine (Özde): Tüylerim diken diken olduu!! Aşırı heyecan verici birşey olmalı.

Berkay: Ya zaten direkt kavrayamadığın bir durum. Aklın alamadığı bir durum. Çünkü Metallica yani gerçekten en ulaşılamayacak grup yani. Bi süre sonra bekliyorduk olmasını. Bekliyorduk  ama yaşamak bambaşka bir şey. Yani, Metallica'yla bir ortak post'umuz var bizim. Metallica'yla. Bu cümleyi kendime şey yapamıyorum mesela yansıtamıyorum. Bu cümle ağzımdan çıkıyor, geri bana dönmüyor. Hani beynim almıyor bu cümleyi :)))

Kritikzine (Özde): Haberinizi ilk siteye girerken içimden şoklanmıştım, nasıl yani, nasıl başardılar diyordum, öyle inanılmaz diye diye yazmıştım haberinizi :))

Berkay: Biz de gerçekten hani hala inanamıyoruz. Hala da bunun olduğu gerçeği gerçekten çok inanılmaz. Metallica'yla bir etkileşime geçmek, yani o James'in, Lars'ın, Robert'in, Kirk'ün bunu görmüş olması, bizi görmüş olması ve bizi burada sayfalarında paylaşması inanılmaz bir şey yani.

Erkan: Belirli bir heyecan eşiğinin üstünde kalıyor. O yüzden hissedemiyoruz. Biraz daha düşmesi lazım ki gerçek olduğuna inanalım. Çünkü çok yukarıda bir şey bizim için. Onunla büyüyorsun, ediyorsun.

Kritikzine (Özde): Peki ondan sonra size nasıl katkıları oldu? Yani görünürlük açısından Ali Ece'nin programına çıktınız. Bu da  büyük bir şeydi. Görünürlüğünüz, Metallica etkileşiminden sonra nasıl oldu? Nasıl değerlendiriyorsunuz grubun gelişimini bu olaydan sonra?

Berkay: İnanılmaz bir etkileşim verdi tabii ki de. Ekim ayında ilk turnemize çıktık biz. Ekim ayında biz turnemize çıkarken bizim grubumuzun takipçisi 650-700 civarındaydı. Bu olaydan sonra 4500 civarına kadar yükseldi. Bu belki insanlar için büyük bir sayı olmayabilir ama hani "start from the bottom now we are here" olduğu için bizim için, çok önemli ve bu gitgide artıyor. Çok mutluyuz bu noktada. Bir kısım insanların tabii doğal olarak yeni yeni haberi olabiliyor böyle bir şeyden.  "O siz miydiniz? Siz-" zaten bizim senelerdir karşılaştığımız reaksiyonlardan birisi o. So Long, the One dinlenmesinden dolayı "Siz Türk müydünüz?" oluyor.

Taha: Ben grubu daha önce Instagram sayfasında gördüm. Single çıkartmışlardı. Ben ilk onu dinledim. Sonra aradan gel zaman git zaman aylar geçti. Erkan abiyle tanıştım. Bir gün işte gitar eşlik ediyordu. Sonra ben sordum, "O abi söylüyor mu? falan. Dedi ki "Bizim grubumuz var." Sonra dedi "Yaz YouTube'a" dedi. A Thousand Allies diye bir baktım, eee, daha önce aratmışım. Sonra dinleyince, görünce hatırladım. Sonra konserlerine gittim. Helloween konserine gittim. Sonra dedim ki ben böyle bir grupta olmalıyım. Yani dedim ki böyle bir yerde olmalıyım. Gerçekten ait olduğumu hissettiğim bir yer. İlk defa metal konserine gitmiştim. Ve kaybettim ya kendimi. Sesim falan zaten iki-üç gün çok berbat haldeydi   Ve sonra kendime bir hedef koydum. Şu an buradayım. Böyle işleri başaran bir gruptayım. Birinci ağızdan bunları anlatmak da çok sürreal geliyor bana. Hani Metallica olsun, böyle bir gruba girebilmek olsun,  röportaj yapabilmek bile benim için mesela çok üst seviye bir şey geliyor. Çünkü, ben biraz daha takdir edersiniz ki yaşça küçüğüm.  Ben 2006'lıyım. On dokuz yaşındayım. Yirmi olacağım çok az kaldı. İkiyle başlayan yaşlarıma giriyorum 

Erkan: Bravo ! (Alkışlar).

Kritikzine (Özde): Yaşlanmışız, 3’le başlayan yaşıma girdim ben de…

Berkay: Eh tabi saçımız beyazlamış olabilir  

Taha: Yani benim için mesela her çıktığımız konser çok sürreal geliyor. Veya ne bileyim böyle röportaj dendiğinde şey oluyor mesela, bir tık heyecan oluyor, elim ayağım birbirine dolanıyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yani açık konuşmak gerekirse. Belki de genele bakınca biraz daha sessiz kalma sebebim de o yüzden de diyebilirim sanırım. Hani ne diyeceğimi bilemiyorum çünkü kelimelere dökemiyorum yani.

Kritikzine (Özde): Aslında gerçekten profesyonel iki müzisyenle beraber çalışıyorsun. O yüzden, bence çok kıymetli de bir deneyim olmalı bu senin için.

Berkay: Wonderkid.

Kritikzine (Özde):  Senin ilk grubun A Thousand Allies mı peki?

Taha:  Evet, benim ilk ve umuyorum ki tek böyle kalır sonuna kadar.

Berkay:  Wonderkid denir ya hani, biz de bir tane bulduk işte  Genç yetenek.  Dediğim gibi bize de çok fazla etkileşim getirdi Metallica’nın yarışmasını kazanmış olmamız. Şöyle de bir gerçek var; ben ne müzik yaparsam yapayım belli bir noktada bir reaksiyon alamıyorsa bu müzik, yaptığım şeyin maalesef ki önemi yok. Hani o kadar şey bir ülkede değiliz. Araştıran eden bir ülkede değiliz. İnsanların böyle olmasının motivasyon eksikliğini de anlıyorum. Onda yani bir sıkıntı yok zaten. Uzun süre bülten atıp cevap alamadığımız sayfaların falan bizi paylaşması gibi durumlar oldu. O sayfalarla takipleşmeler vesaire.

Erkan:  İster istemez kazandırmış oluyor. Konuşulan mekanlar, organizasyonlar.. Daha kolaylaştı her şey. ... "Tamam, bakarız yani belki pazartesi salı ayarlarız." diyen mekanlar, işte, gruba bakıp dönüp "Tamam cumartesi verelim." Diyorlar. İster istemez sonuçta bir statü kazandırıyor.

Berkay:  İnstagramda bir gönderi paylaştığımızda beğenileri gizlemek zorunda kalmaktan, attığımız postun en az 50 bin, 100 bin görüntülenme alması gibi bir döneme geldik yani.

Kritikzine (Özde): Çok samimi bir itiraftı bu.  Yani 600 küsur takipçiden, bir anda bir patlama olması hem Metallica etkisi, hem de bu işi iyi yapıyor olmanızdan kaynaklı bir pozitif feed-back olmalı diye düşünüyorum. Bundan sonraki süreç nasıl olacak peki? Sizi mesela 4 Mart'tan sonra nerede izleyeceğiz? Albüm turnesi gibi bir şey mi planlıyorsunuz?

Berkay: Şöyle, albüm turnemize başladık. Biz sadece bunu duyuramadık. Albüm çıkması vs.  Bugün (4 Mart)İzmir'deyiz. İşte birkaç gün önce Çanakkale'de çaldık. 7 Mart'ta, Antalya'dayız. 27 Mart'ta İstanbul'da hem albüm turnemizin İstanbul ayağı hem de grubumuzun beşinci yılını, şarkı çıkartmış olan grubumuzun beşinci yılını kutlayacağız. Burada hani çok değerli arkadaşlarımız da bize eşlik edecek. Biraz hani A Thousand Allies and Friends konseptli bir konser olacak ve dört saati bulacak belki de konser. Akabinde 8 Nisan'da, yine Çanakkale'de Murder King'le beraber çalacağız. Ondan sonra 25 Nisan olması lazım, bir Eskişehir konserimiz var. Şu anki takvim böyle. Daha ayarlamak istiyoruz. Türkiye'nin ciddi bir kısmını gezdik daha önce. Metallica olayı ve tanınırlık olmadan önce. Gezmeye de devam edeceğiz. Yani Muğla'da bile konser vermiştik biz, tekrar gideceğiz de. Yani olabildiğince her insana bir şekilde dokundurmak istiyoruz bunu. Sadece bizim bestemiz olmak zorunda değil. Mesela Muğla'ya giderken mentalitemiz şuydu birazcık: Ya biz tamam progressive şarkılar çalıyoruz. Kendi bestelerimiz var. Cover'larımız da progressive. Ama burada bak metal konseri olmuyor. Buradaki insanlara biz birazcık da bildiği metal şarkıları da vermek zorundayız ki onlar bir daha böyle bir şey dinleyemeyebilir. O yüzden orada bir setlist değişikliği falan yaptık. Biraz daha Metallica, Megadeth ağırlıklı falan çaldık vesaire. O insanlar eğlensin diye. Keyifle insanlar eğlendi ki biz de keyif alıyoruz sonuçta. Ne çaldığımızın önemi yok. Bizim grubumuzun beş şarkısını daha fazla dinlemesinin bir önemi yok orada.  Ben o insanın somurta somurta ellerin kollarını böyle kapatıp.. ne derdik bu harekete? Çiçek olmak. Çiçek olup beni dinlemesini istemem. Ben insanlarla beraber, kafa sallayarak, keyif alarak çalmak istiyorum. Bunun için o insana ben Metallica'yla hitap edeceğimse Metallica'yla hitap ederim. Dream Theater'la hitap edeceğimse Dream Theater'la hitap ederim. Kendi şarkım ile hitap edeceğimse kendi şarkım ile hitap ederim. Orada seyirciden ne aldığım önemli değil. Çünkü ben keyif almak istiyorum.

Kritikzine (Özde):  Şimdi röportajımın son sorusu ise; Kritik'in izleyicilerine, takipçilerine ne demek istersiniz ?

Berkay:  Daha büyük şeyler gelecek. Takipte kalın!  Neydi o şey? Yahşi Batı'daki "Bunlar daha başlangıç, daha büyük şeyler olacak." Daha büyük şeyler olacak. Yeni şarkılarımız var, çıkacak. Hilal Türker (Metaforya, Desecrate, Makus) ile beraber bir parça yapıyoruz şu an. Kendisi sağ olsun bizim bir parçamıza eşlik etmeyi kabul ederek bizi çok onurlandırdı. Onunla bir parça üzerinde çalışıyoruz şu an. Birkaç single devam edeceğiz bir süre. Kendimizi çünkü şu an öyle ifade etmek istiyoruz. Her zaman dediğim gibi.  Çanakkale'den çıkmış bir grup A Thousand Allies, Çanakkale'den çıkmış gruba Metallica sahip çıktı. Hani bir noktada biz biraz öyle görüyoruz yani. Umarım Türkiye de sahip çıkar. Biz, imece usulü gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz bazı şeylerin. Hani pastada pay alan artmasın da pasta büyüsün olarak düşünüyoruz.


Kritikzine (Özde):  Yerel gruplara destek mesajı geldi buradan. Kesinlikle!

Berkay:  Evet, lokal gruplara destek mesajı. Biz hayatımız boyunca umarım bir noktaya da geldiğimiz zaman bunu yapmaya devam edeceğiz. Destek olacağız. Çevremizdeki değerli sanatçılara destek olacağız. Onlar da bize destek olacak. Zaten öyle bir komün de oluşturuyoruz yavaş yavaş. Çok değerli arkadaşlarımız var etrafımızda. Sizin gibi aynı şekilde.


Kritikzine (Özde): Çok teşekkürler 


Berkay: Güzel şeyler metal müzik adına bizi bekliyor önümüzde. 27 Mart'ta herkesin orada olmasını tavsiye ediyorum İstanbul'da özellikle. Çünkü gerçekten çok ciddi, çok değerli bir konser olacak. Türkiye metal müziği adına çok değerli bir konser yapmayı planlıyoruz, hedefliyoruz. Umarım fırsatı olan herkes gelebilir. Seviyoruz sizi. Seviyoruz ya niye sevmeyelim ki? 

Erkan: Her sahnede her parça için insanlara bir şeyler katmaya ve insanlardan da belirli bir tepki almaya çalışan bir grubuz. Biz müziği seven ve değer veren insanlarla beraber bu yolda eğer yükseleceksek hep beraber olalım. O sahneye gelen insan o günü unutmasın diye çabalıyoruz. Onun için de hep beraber olalım, hep beraber unutmayalım. Biz de onları, onlar da bizi böyle unutulmayacak etkinlikler, günler, şarkılar, projeler yapalım, tasarlayalım diye yapıyoruz. Klasik, bizi takip edin bilmem ne falan bunlar etkileşimden çok biraz daha insanların ruhuna dokunmak amaçlı söylediğimiz şeyler. Biz de bir şeyler katabiliyorsak insanlara bunu hoş birşey olur diye düşünüyorum.

Berkay: Umarım hep beraber yükseleceğiz. Bazı şeyler hep beraber olmak zorunda. Hep beraber olamadığımız sürece bir seviyede kalacak ve bu daha fazla ileri gitmeyecek. Biz de hep beraber olsun diyoruz. Grubun ismi belki bir espriden çıkmış olabilir.

Kritikzine (Özde): Sahi, sormayı unuttum, grubun ismi neden A Thousand Allies?

Berkay: Onun cevabını vermeye şimdi daha hazır değiliz. Sonra sorarsın :)

Kritikzine (Özde):  Peki tamam :))

Berkay: A Thousand Allies ismi bir espriden çıkmış olabilir ama Allies dediğimiz şey bir müttefiklik kavramıysa, Allies bir grup değil de bir fikre dönüşsün istiyoruz. İnsanlar bunu bir motto haline getirsin. Biz olmadığımız takdirde de bu ufkuyla devam etsin. Biz Çanakkale'li bir grubuz. Zaten olay İstanbul'a dönüyor. Her zaman gelip gidebilme gibi bir şansımız da yok. Hani insanlar var olan kültürü tekrar diriltip bu imece ve birbirine sırt sırta verme kültürünü devam ettirsin. İnsanların bunu devam ettirmesini istiyoruz ki beraber yürüyebilelim, yürüyebilelim, büyüyebilelim.

Kritikzine (Özde): Son olarak eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Taha: Konuşmanın başında da dediğim gibi yani biraz aslında grup gerçekten müziğin kapsayıcılığını benimsiyor. Sadece müzik türü olarak değil, insan olarak da. Yani müziği seven, saygı duyan herkese bizim de bir o kadar saygımız var. Birisi seyircilerden konserlere gelen ya da yolda denk gelen birisi bize selam verdiğinde başımızı çevirecek insanlar değiliz. Yani öyle kimseye tepeden bakma gibi bir niyetimiz olmadı bu zamana kadar. Olacağını da hiç sanmıyorum. Öyle insanlar değiliz. Her ne kadar  böyle öyle yapmak istediğimiz için yaptık desek de hiç hani şey değil bu bencillikten ya da böyle seyirciye değer vermemekten değil. Sadece bazı durumlarda müzisyenin de kendine, kendi ruhuna dokunması gerekiyor. Niye çünkü bir yandan sanat gerçekten benim için dediğimiz durum gerçek. Önce sana dokunmalı ki başkalarına dokunabilsin. Onun dışında bir şey daha söyleyecektim lakin şu anda hatırlayamıyorum  

Berkay: Valla güzel konuştu çocuk. Valla çok güzel konuştu. Evet, ulaşılabilir bir grup olacağız her zaman. Ne olursak olalım, ne seviyede olursak olalım her zaman ulaşılabilir bir grup olacağız.  Nereye yerleştirmek istiyorsanız kafanızda bizi oraya yerleştirebilirsiniz. Ama içimizde bu yönlendirme sürecinde bize ulaşamayacağınızı düşünmeyin. Neye ihtiyacınız varsa elimizden gelebildiğince bu yeni metal gruplarını veya hali hazırda belli bir noktaya gelmiş olan metal gruplarını da çağırınız. Bir ihtiyacınız olduğu zaman bize ulaşın ki biz de elimizden gelebildiğince size yardımcı olabilelim. Siz de başkasına aynı şeyi yapın. Son sözümüz de bu olsun.

Kritikzine (Özde):  Çok güzel bir mesaj oldu. Benimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

Berkay: Biz çok teşekkür ederiz.


Yorumlar


Rock ve Metal Haberleri İçin Abone Olun!

RÖPORTAJLAR

LİSTELER

YENİ ÇIKANLAR

  • White Facebook Icon
  • Instagram - Beyaz Çember

Kritikzine 2024 by Kritik Records © Tüm Hakları Saklıdır

ALBÜM KRİTİKLERİ

HAKKIMIZDA

Rock metal haberleri, röportajları, albüm incelemeleri içeren güncel müzik portalı

bottom of page