Geçmişe Öykünmeden Geçmişi Yaşatmak: Thee Sacred Souls’un Harbiye Gecesi
- Duru Uzay Aktaş
- 10 saat önce
- 3 dakikada okunur
Bazı gruplar daha ilk albümlerinden itibaren gelecek vaat eder.
Thee Sacred Souls’u 2026 yılında canlı izlemek de tam olarak Fleetwood Mac’i Rumours döneminde ya da 1980’lerin başında Talking Heads’i yaratıcı zirvesindeyken izlemek gibi.
Yıllar sonra dönüp baktığınızda “Ben onları en parlak dönemlerinde dinlemiştim.” dedirtir.
Henüz efsaneye dönüşmemiş ama kendi efsanesini yazmaya başlamış bir grubun tam ortasında duruyoruz.

1 Temmuz 2026 akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, uzun zamandır ihtiyaç duyulan türden bir soul gecesine ev sahipliği yaptı.
33. İstanbul Caz Festivali kapsamında ilk kez Türkiye’ye gelen Thee Sacred Souls, İstanbul’a yalnızca müziğini değil, yazın sıcaklığını ve hiç yaşamamış olduğumuz bir dönemin ruhunu da getirdi.

Thee Sacred Souls, 2019 yılında San Diego’da davulcu ve gitarist Alex Garcia ile bas gitarist Sal Samano’nun eski soul plaklarına duydukları ortak tutkunun etrafında bir araya gelmesiyle kuruldu.
İkili, enstrümantal parçalar üretirken bir süre sonra aralarına Sacramento’dan San Diego’ya taşınan vokalist Josh Lane katıldı.
Lane’in zamansız vokali, bu ikili ile birleşince grubun bugün bildiğimiz kimliği şekillenmeye başladı.
Thee Sacred Souls’u yalnızca “retro soul” etiketiyle tanımlamak eksik kalır.
Yaptıkları müzikte altmışların ve yetmişlerin soul geleneğinin izleri olduğu kadar, geçmişin sesini bugünün yalnızlığıyla, kırılganlığıyla ve duygusal karmaşasıyla buluşturan çağdaş bir anlatı da var.
Belki de bu yüzden ilk dinleyişte onları sanki yıllardır bildiğimiz ama adını yeni öğrendiğimiz bir grup gibi hissediyoruz.
Konsere gelecek olursak, gecenin atmosferi Thee Sacred Souls sahneye çıkmadan çok önce kurulmaya başlamıştı.
Açılışı yapan Los Angeles üçlüsü LA LOM, bir saati aşkın performansıyla Latin Amerika ritimlerini, surf rock’ı ve zaman zaman bizim coğrafyamızı da çağrıştıran melodileri harmanladı.
Enstrümantal performansları Harbiye’yi yavaş yavaş gecenin ruhuna hazırlarken, iki grubun aynı müzikal damardan beslendiğini hissettiren güçlü bir başlangıçtı bu.
Saatler 21.30’u gösterdiğinde Thee Sacred Souls olabilecek en mütevazı şekilde sahnedeki yerini aldı.
Harbiye’nin doğal akustiği içinde gitarların yumuşak tonu, nefesli çalgılar ve geri vokaller birbirlerini bastırmadan hem kendi aralarında hem de seyirciyle kusursuz bir uyum yakaladı. Özellikle Josh Lane’in canlı performansı, stüdyo kayıtlarının da ötesine geçen bir kırılganlık taşıyordu. Gösterişe ihtiyaç duymadan, sesiyle binlerce kişiyi aynı duygunun etrafında toplamayı başardı.
Konser boyunca grubun en sevilen parçaları art arda geldi. “Will I See You Again?” ile başlayan gece; “Weak for Your Love”, “Love Is the Way”, “Lucid Girl”, “Price I’ll Pay”, “Running Away” ve “For Now” gibi parçalarla ilerledi.
Şarkılar canlı performansta albüm kayıtlarından bile daha organik, daha sıcak ve daha içten duyuluyordu.
Konseri birbirine bağlayan yalnızca müzik değildi. Josh Lane, sahneyi yalnızca şarkı söylemek için değil, dinleyicilerle gerçek bir bağ kurmak için kullandı.
Bir şarkının öncesinde aşkın farklı biçimlerinden söz etti.
Romantik sevgiden dostluğa, aile bağlarından yasa ve kalp kırıklığına kadar uzanan konuşmalarıyla sevginin insanı ayakta tutan en güçlü duygu olduğunu hatırlattı.
Her konuşması, konserin duygusal ritmini biraz daha derinleştirdi.
Konuşmaları yalnızca kişisel duygularla sınırlı değildi. Aşktan bahsederken LGBT+ topluluğuna doğrudan seslenerek herkesin olduğu gibi var olma hakkını vurguladı. Sevdiğimiz insanlar yanımızdaysa onlara sarılmamızı istedi. Ardından dünyanın farklı coğrafyalarında süren savaşlara değinerek Filistin başta olmak üzere çatışmaların ortasında yaşam mücadelesi veren insanları andı.
Bu konuşmalar slogan atmaktan çok kendisiyle birlikte tüm seyirciyi empatiyi ve ortak insanlığımızı hatırlatmaya bir davetti.
Josh Lane, seyircisiyle kurduğu bağı yalnızca sözlerle de sınırlı bırakmadı. Konser boyunca defalarca sahneden inerek dinleyicilerin arasına karıştı, uzatılan çiçekleri kabul etti, fotoğraf çektirmek isteyenleri geri çevirmedi, hatta kendi dijital kamerası ile bizleri fotoğrafladı. İnsanları ayağa kalkmaya, çekinmeden dans etmeye teşvik etti. Harbiye’de o gece sahne ile seyirci arasında belirgin bir sınır yoktu. Herkes aynı ritmin ve duygunun parçasıydı.
Grup ana seti tamamladıktan sonra sahneden ayrıldı ancak Harbiye’yi dolduran binlerce kişinin uzun süre dinmeyen alkışları ve tezahüratları ile sahneye geri dönmeleri uzun sürmedi.
Thee Sacred Souls sahnede yeniden yerini aldığında gecenin en çok beklenen anı geldi ve
“Can I Call You Rose?“un ilk notaları duyuldu.
Tüm Harbiye tek bir ağızdan şarkıya eşlik ederken, konser boyunca konuşulan aşk, yas, dayanışma ve umut tek bir şarkıda birleşti ve konser sona erdiğinde geriye yalnızca alkışlar değil, gecenin en güçlü mesajı kaldı: Sevgi en güçlü silahtır.




Yorumlar