Kriegdown: İçimizdeki Gürültü
- ozdegokbayrak ✪
- 6 saat önce
- 12 dakikada okunur
90’lar nu-metal ruhunu modern bir sertlikle birleştiren Kriegdown, ilk albümleri öncesinde agresyon, sahne enerjisi ve büyük hedefleri üzerine konuştu.

İzmir alternatif metal sahnesinin genç ve agresif isimlerinden Kriegdown, son dönemde lokal sahnede adından sıkça söz ettirmeye başladı. Groove odaklı, yoğun enerjili sahne performansları ve 90’lar nu-metal ruhunu modern bir yaklaşımla harmanlayan müzikleriyle dikkat çeken grup, ilk albümleri öncesinde bizimle bir araya geldi. 27 Şubat akşamı Alsancak Dinozor Bar’da buluştuğumuz Kriegdown ile hem grubun hikayesini hem de yaklaşan albümlerini konuştuk.
KritikZine (Özde): İzmir'in yerel Nu- Metal gruplarından, Kriegdown ile birlikteyiz. Öncelikle ben grup üyelerini tanımak istiyorum. Tek tek kendinizi tanıtabilir misiniz?
Yasin: Ben Yasin. Yirmi beş yaşındayım. Grubun vokaliyim. Yaklaşık üç yıldır bu gruba devam ediyoruz.
Yankı: Ben Yankı, yirmi dört yaşındayım. Grubunun davulcusuyum. Grup kurulduğundan beri zaten hepimiz aynı şekilde devam ediyoruz.
İlker: Ben İlker. Grupta bas gitarist ve back vokalim. Ben de bu grup kurulduğundan beri Kriegdown ile beraberim.
Enis: Ben Enis Çetinkaya, yirmi yaşındayım. Kriegdown kurulduğundan beri grupta gitar çalıyorum.
Emre: Ben Emre Erbaş ben, yirmi altı yaşındayım. Grubun başlangıcından beri birlikteyiz arkadaşlarla. Zaten Yasin'le birlikte oluşturduk arkadaşlar, sonradan dahil oldu. (Gülüşmeler).
Yankı: Bu grubun mottosu bu evet. “Grup kurulduğundan beri birlikteyiz”.
Kritikzine (Özde): Kriegdown ismini seçerken neyi temsil etmek istediniz? Bu isim sizin için bir duygu mu, bir hikaye mi, yoksa bir duruş mu?
Yasin: Kriegdown 26 Nisan 2023’te kuruldu. Aslında isme arkadaşlarımızla birlikte karar verdik, ortak bir karar sonucunun çıktı. Grubun ilk başlangıcında Band olarak bir WhatsApp hesabımız vardı ☺ Ama daha sonra grup da ilerlemeye başladığı için bir isim koymamızın gerektiğinin farkına vardık ve üzerine fazlaca düşündük yaklaşık bir iki ay sürecimiz bu şekilde geçti grup ismini düşünmekte. O sırada da aktif olarak prova alıyorduk. Sonrasında İlker, Krieg ismini ortaya attı. Aynı zamanda almancada savaş anlamına geliyor. Bana da metafor olarak İncil’de geçen Armageddon’un dört atlısından savaş olanını anımsattı. Bunun dünyaya düşüşünü temsil etmesi için sonuna down ekleme fikrini ortaya attım ben de. En sonunda grup olarak ismin Kriegdown olmasına karar verdik.
Yankı: Krieg ismiyle ilgili bir şey söylemem gerekirse; ilham aldığımız gruplardan biri de Slipknot ve maskeleriyle ünlü tabii. Maskeli deyince, Borderlands serisinde maskeli deli bir karakter vardı adı Krieg. Bana da burdan çağırışım yapmıştır. Bir yandan Slipknot’ı da temsil edecek bir açısı olduğunu düşünerek bunu söylüyorum.
İlker: Zaten Krieg karakteri oyunda da aşırı çılgın. Sağa sola saldıran, hiç umursamayan bir karakter. Biz de yaptığımız müziğin çılgınlığını, saçma sapan şeyleri falan herhalde o karakterle biraz bağdaştırdık. O yüzden uygun gördük.
Kritikzine (Özde): Peki, biraz genel sahne havasından konuşalım istiyorum. İzmir sahnesinden çıkan bir nu-metal grubu olmak size ne ifade ediyor? Lokal sahneyi düşündüğümüz zaman, bu durum sizi nasıl şekillendirdi?
Yasin: Açıkçası ilk başladığımızda, 16 Eylül 2023’te Alsancak Dinozor Bar’da sahne aldık. Bu nedenle Dinozor Bar'ın bizim için farklı bir yeri var. Kesinlikle evimiz gibi hissedebildiğimiz bir yer zaten. İzmir’de oluşmuş bir grup olarak ilk Dinozor Bar’da sahne almak da bizim açımızdan oldukça anlamlıydı. Kariyerimizin başlangıcı burası oldu diyebilirim. İlk açılış şarkılarımızdan bir tanesi Slipknot- Purity olmuştu. Daha sonra geri bildirimleri duyduk ve insanlar “neden daha önce burada değildiniz” tarzındaydı. Gördük ki insanlar yaptığımız o işlenmemiş çiğ, sırf nefret ve kin kusmaya da dayalı müziğimize çok güzel tepkiler verdiler ve sonra zaten konser sayımız çok fazla artmaya başladı.
İlker: İlk konserimizde biz şu şekilde tepkiler aldık; “sizin ruhunuz çok iyi, kesinlikle devam etmelisiniz. Bu ruhu yansıtmaya devam edin.” Şeklindeydi ve bundan gerçek anlamda gurur duyduk. Diyorlardı ki adeta sahnede Paul Grey'i gördüm, Jordison’ı gördüm gibi yorumlar alıyorduk. Lokal sahnede bu tarz yorumlar almak bizi daha da motive etti yaptığımız işte açıkçası.
Yankı: Bireysel olarak da çok fazla övgü aldık. Zaten bir hafta sonrasına ikinci konseri hemen almıştık.
Kritikzine (Özde): 2023’te kurulmuş genç bir grup olarak kendinizi henüz yolun başında mı görüyorsunuz yoksa bir şeyleri aslında sizi dinleyen insanlara çoktan söylemiş mi hissediyorsunuz? Size nasıl hissettiriyor bu durum?
Yasin: Bence çok yolun başındayız.
Enis: Daha söyleyecek çok sözümüz var bence.
Yankı: Albüm çıkacak yakında ama o bile daha “biz olduk ya tamam” dememize yetecek bir unsur kesinlikle değil.
Kritikzine (Özde): Albümün tarihini alalım. Ne zaman?
Yasin: 22 Mart albümün çıkış tarihi.
Kritikzine (Özde): Müziğinizde 90’lar nu-metal ruhunu daha çok hissediyoruz, ilk sahnenizden Slipknot- Purtiy geldi, aslında birazcık nostaljik bir durum. Peki siz bunu referans olarak mı alıyorsunuz yoksa yeniden bir üretim gibi mi görüyorsunuz bu şarkıları cover’larken?
Yasin: Açıkçası, çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz gruplar bize yol gösteren ve bizim bu yolu seçmemize sebep olan idoller gibi oldu. Slipknot, Korn, Limp Bizkit gibi gruplar.. Fakat açıkçası o gruplara takılı kalmak istemiyoruz. Kriegdown olarak ayrı bir sound'umuzun olmasını istiyoruz. Ve açıkçası modern sound'la doksanlardaki o has nu-metal sound'unu birleştirmeyi amaçlıyoruz.
Kritikzine (Özde): Aslında bu motivasyonla da ilerlemeniz gerçekten sizi bir albüm yapma kısmına itmiş ki kendi sound'unuzu oluşturdunuz. Peki albümde yaklaşık kaç şarkı yer alacak?
İlker: Sekiz şarkımız var. İki de intro ve outro olmak üzere toplam 10 track ve yarım saati biraz geçkin bir albümümüz oldu.
Kritikzine (Özde): Yeni albümle ilgili sormak istediğim bir diğer soru ise albüm konsept olarak bir bütün mü olacak yoksa her bir şarkı farklı hikayeleri mi barındırıyor?
Yasin: Açıkçası her bir şarkı bence farklı hikayeleri barındırıyor. İçimizdekini, hayatımızın belli dönemlerini aktaran şarkılar bulunmakta yeni albümümüzde. Açıkçası yeni albüm için çok heyecanlıyım ben. İçimize sinmeyen bir parçayı koymadığımızı düşünüyorum.
İlker: Ben de açıkçası o şekilde diyebilirim. Konsept olarak bakarsak duyguyu konsept olarak koymuşuz diyebiliriz. Çünkü benzer duyguları anlatıyor çoğu parça.
Kritikzine (Özde): Kriegdown’un sound'unu üç kelimeyle tanımlarsanız bunlar ne olurdu?
Yasin: Agresyon, nefret ve kin.
Yankı: Açıkçası hemen üç kelime gelmedi. En azından kendim için söyleyeyim teknik, agresif ve yeri geldiğinde de hızlı, yavaş, bunların karması, daha modern bir sound diyeyim.
İlker: Hepimizin ortak fikri ilk olarak; agresyon. Çünkü nefretimizi anca öyle yansıtıyoruz. Biraz hüzün ve anksiyete atağı gibi bir müzik.
Enis: Daha çok dinamizm üzerine bir sound diyebilirim ben. Güçlü gitarlar ve çılgın bir bass diyorum ☺
Emre: Kendi açımızdan teknik bir müzik diyebiliriz ama agresyon bunun başında gelebilir. Onun dışında en azından benim için, kendi sound’umuzu eğlenceli buluyorum çünkü ben müzik yaparken eğlenmeyi seven biriyim. Atlayıp zıplarım, severim yani.
Kritikzine (Özde): Yani siz kendi yaptığınız müziği kendinizin nasıl algıladığınızı da anlatıyorsunuz. Bu da çok güzel bir şey ve düşüncelerinizi de seyirciye yansıtmak, izleyenlere yansıtmak ve bunu da sahneye aktarmak konusunda da bence kesinlikle başarılı olduğunuzu düşünüyorum ben. Senin vokalinin bir kısmını izleyebildim, Thirst ile aynı sahneyi paylaştın, Deftones söylediniz Head Up ve 7 words. Sahnedeyken baktım ki izleyenler tıklım tıklımdı, Dinozor Bar’da adım atacak yer kalmamıştı gerçek anlamda..
Özde’den Dipnot: Thirst, İzmir’de Deftones tribüt grubu. İnanılmaz bir sahnesi var. Ekip çok başarılı, bireysel olarak harika müzisyenler ve kesinlikle izlemek, dinlemek lazım!
Peki şarkı yazım süreçlerinize yavaş yavaş girmek istiyorum. Şarkı yazım süreçleriniz nasıl ilerliyor? Sözleri kim yazıyor? Ortak mı?
Yankı: Herkes kendi partını yazıyor, bu soruyu cevaplarken ben başlayayım çünkü genelde bir şarkının iskeletini ortaya atan ben oluyorum. Şarkıya başlıyorum; introsu, chorusu, prechorusu, verse’ü vesaire.. Teknik anlamda, üç buçuk- dört dakikalık bir arka plan davulu sekansı oluşturuyorum. Çalmaktan hoşlandığım ritimleri ön plana alıyorum. Kafamda kurguluyorum; belli başlı şekilde gitarlar neye benzeyecek, notasyonlar nasıl olacak diye. Sonra arkadaşlarımla paylaşıyorum; ben böyle böyle bir şey hayal ettim, bunu oluşturdum bir inceleyin.
Yasin: İnceledikten sonra bizler kendimize göre ayarlıyoruz. Yankı’nın da teknik anlamda bizi onaylaması bu bağlamda çok önemli. Teknik bir davul yeteneğine sahip olduğu için bu anlamda Yankı’ya ve yaptığına, kurguladığına asla karışmıyoruz. Çünkü çok güveniyoruz. Notalara kadar yazabilen bir müzisyen.
Yankı: Bizde herkes kendi part’ını kendi yazıyor dediğimiz gibi ve bu sebepten ötürü de birbirimize aşırı bir bağımlılık yok. “Ben bunu yazdım sen özellikle şuna gideceksin” gibi bir şey yok. Herkes tamamen kendi alanında özgür ve bir şekilde o armoniyi yakalıyoruz zaten. Kimi ortaya agresyonunu koyuyor. Ben kendi adıma konuşacak olursam biraz teknik taktik taraftayım. Aslında ben “bu davulu ben yazdım “dedirtebilecek tarafta olmak istiyorum. Albüm çıktığında besteleri de dinleyince de fark edeceksiniz normal nu-metal’in biraz daha dışında ilerliyorum ben davullar bazında. Fakat nu-metal’e oturuyor. Bunu da gitarlar ve vokal sağlıyor.
Enis: Ortaya atılan iskeleti herkes genel olarak kendi fikir dağarcığında doldurmaya çalışıyor.
İlker: Ben daha çok mesela aranjeyi de ön planda tutmaya çalışıyorum. Şöyle bir şey var, bence aranje aslında bir hayat gibi, inişleri olur, çıkışları olur vesaire. Kimi zaman mutlu hissederseniz, bazen sinirli, üzgün, nefretli gibi. Bunu part part yaymaya çalışıyoruz aslında uyumlu olabilecek şekilde.
Kritikzine (Özde): Spotify'da üç şarkınız var. Dinlediğimde benim çıkarttığım durum, Groove ve ritmik agresyonun çok çok fazla ön planda olduğu şarkılarınızda. Bu enerjiyi bilinçli olarak mı kuruyorsunuz? Yoksa Groove ve agresyon teması, teknik altyapı olarak doğal bir akıştan mı çıkıyor?
Yankı: Ben biraz daha şarkının ölçüsü şu olsun, temposu şu olsun, arada tempo değişimi olsun olmasınlarını düşünerek tamamen ortaya atıyorum. Fikirler aklıma geldikçe, yazıyorum bazen çok sık gelmiyor ama geldiği zaman da gerçekten geliyor yani ☺ Emin olduğum şeyi direkt gönderiyorum gruba ve çoğu emin olduğumuz şarkı bu şekilde ortaya çıkıyor. Albümden dinleyeceğiniz My Own Cage, böyle çıktı ortaya. Kendi görüşümdür, dedim ki arkadaşlar bakın bu şarkı bizim yıldız parçamız olacak ve olmaya çok gerçekten aday bir parça oldu.
Yasin: Albümde çok parçalayıcı bir şarkı olacağına eminiz yani. Hit şarkılarımızdan biri olacağına eminiz.
İlker: Hatta bu şarkının ilk ismi KESSP’ti. Açılımını biz dışında kimse bilmiyor. Bunu hiçbir şekilde kimseye söylemiyoruz.
Yankı: Sadece beş kişiyle birlikte mezara gidecek bu bilgi ☺
Yasin: Ama insanlar bunun üstüne teori üretebilirler. Onu da dinleyicilere bırakıyoruz.
Kritikzine (Özde): Şarkılarınızda öfke, baskı ve içsel çatışma temaları var. Bu duygular sizin için bir duyguyu boşaltma noktası mı yoksa bir anlatım dili mi? Bunu bilinçli mi yapıyorsunuz?
Yasin: Ben vokal yazarken çok fazla düşünüyorum ve temaya oturtmaya çalışıyorum. Vokallerimi genellikle geçmişime dayalı yazıyorum. Çünkü, eninde sonunda konu buna evriliyor ve sıfırdan bir şey yaratmak gerçekten çok iyi hissettiriyor ve beni de gerçekten deşarj ediyor. Bu tarz agresyonlu bir şekilde yazmam aslında benim geçmişime bağlı oluyor. Fakat diğer arkadaşlarımın partisyonları daha farklı olabiliyor. Yani bu da bir dinamik oluşturuyor bizim durumumuz açısından.
Kritikzine (Özde): Peki, Mud Dogz şarkısına geleceğim. Galiba bir hikayesi var. Sözleri dinlediğimde şunu düşündüm aslında. Bazı bağlardan ya da bazı kalıplardan kurtulma eğilimi taşıyan sözler vardı. Mesela bir diğer şarkınız Filth’te, bir duruma, bir kişiye olan bir nefret duygusunun dışavurumu gibi geldi. Bu temalar sizin ifade biçiminizi nasıl şekillendiriyor? Yazdığınız şarkılar sizin için bir terapi hesaplaşma mı?
Yasin: Aslında hesaplaşma diyebilirim buna çünkü Filth’i baz alarak konuşmaya başlarsam şunu diyeyim, Filth’le ilgili çoğu kişi bana bu şarkıyı birine mi yazdın diye sordu. Aslında tamamen kendime yazdığım bir söz. Benim için çok fazla yaralayıcı bir unsur da aynı zamanda. Çünkü zamanında yaptığım hatalardan ders çıkartmama bağlı birazcık da. Şarkı bir noktada geçmişle olan hesaplaşmayı tema ediniyor diyebilirim. Mud Dogz ise, onun apayrı söz kalıpları var. Zannedersem 15 Aralık tarihi. Çok iyi hatırladığımı düşünüyorum. Hava çok yağmurluydu. İzmir'deydik. Yine Dinozor Bar’da çalacaktık ve hepimizin çok demoralize olduğunu gördüm ve açıkçası o gece kimsenin bizi izleyeceğini düşünmüyordum ve arkadaşlarımızla birlikte beş kişi farklı bir bara gitmiştik içmeye. Geri geldiğimizde direkt sahneye çıkmıştık ve çıktığımız gibi kafamı kaldırıp baktım, sahne full. Bir anda doldu. Bir anda mekan doldu ve bu bize inanılmaz bir enerji verdi. O enerjiyle gördüğümüz şey, bizim beş kişi olarak orda olmamız değil Mud Dogz bir kalabalığı temsil ediyor aslında. O yağmurda ıslanmış, böyle çamura batmış insanları teslim ediyor.
İlker: Aslında yazarken genelde içsel hesaplaşma yaşıyoruzdur. Zaten her sanatçıda, sanat işinde ben bunu gözlemliyorum. Sanatın her dalında olur, resimde de olur, insan kendi yaşadıklarını yansıtır. Müzikte de öyledir, tiyatroda öyledir, yazarsın çizersin. Fakat sahneye çıktığında ben bunun terapiye dönüştüğüne inanıyorum. Yani içsel hesaplaşmamı yapıp artık kendi içimi rahatlatmam gerekiyor bir şekilde ve bunu da sahnede ortaya koyduğumu düşünüyorum.
Kritikzine (Özde): Dinleyicinin şarkılarınızda kendini bulmasını mı istiyorsunuz, yoksa kendi hikayenizi anlatmak mı önceliğiniz oluyor genelde?
Emre: Dinleyicinin şarkıda ne bulduğu biraz dinleyiciye de bağlı. Ben orda kendi anlatmak istediğimi anlatıyorsam bu bana yeterli gelir ve gerisi de dinleyiciye kalmış bir şey.
İlker: Bu biraz sanat, sanat için midir, toplum için midir gibi aslında.
Enis: Anlatımız dinleyiciye bir şekilde ulaşıyorsa aslında bir nebze başarılı olmuşuzdur.
İlker: Yani herkes kendi hikayesinden bir örnek çıkarıp bağdaştırabilir aslında. Bizle ortak bir bağ kurabilir.
Enis: Bu hikayelerde illaki bir ortak nokta vardır herkeste.
Kritikzine (Özde): Filth ve On a Deathwish 2024’te çıkıyor. Mud Dogz 2025’te. Bu şarkıların arasındaki uzun dönemde, bir şeyler değişiyor sizinle ilgili muhakkak. İlk single'larınızla Mud Dogz’un arasında sizin gözünüzde nasıl bir evrim var? Hem grup anlamında hem kendiniz anlamında, müziğiniz anlamında nasıl bir gelişme oldu?
Yasin: Açıkçası prodüksiyon açısından Baran İşmen (Gitarist- Viva Darkness, Thirst) çalışmaya başladık. Kendisi bizim Mud Dogz parçamızda ve bütün albümümüzde bize destek olan prodüktördür.
Yankı: On a Deathwish buradaki herkesin yazdığı ilk şarkı. Her ne kadar müzikte bir geçmişimiz olsa da beste yazarlığı tamamen bambaşka bir şey. Bu parçadan sonra diğer parçalarımıza bakıyoruz ki, On a Deathwish bir tık daha acemi kalmış ama gene de işini iyi yapan bir şarkı. Biz bu işi biraz da yolda öğrendik açıkçası. “İş işte öğrenilir” durumunun gerçekten ana tabiri aslında bu üç şarkı arasındaki evrimsellik. Ve ondan sonraki bestelerimizin hepsi içimize daha çok sinmeye, bizi daha çok yansıtmaya ve sound’umuzu daha iyi bulmaya yaradı aslında.
Yasin: Açıkçası biz aslında Roxy'ye gitmek istiyorduk. Onun için ona bir şey yazmıştık. Fakat oradan bir geri dönüş almadık. Biz de dedik ki, bunu biraz daha geliştirelim ve artık Spotify'da yayınlayalım. Kendi yolumuzu çizmeye devam edeceğiz dedik.

Kritikzine (Özde): Peki yayınladığınız bu üç tekliden bireysel anlamda sizi hangisinin daha doğru temsil ettiğini düşünüyorsunuz?
Yankı: On a Deathwish dediğimiz gibi teknik açıdan bir tık daha acemi olabilir ama ruh hali olarak kesinlikle diğer şarkılardan altta kalan bir yanı yok. Duyguyu yansıtmak.
İlker: Şöyle diyebiliriz, hangisi kendimizi yansıtıyor sorusuna. Aslında hepsi, çünkü hepsi bizim elimizden, fikrimizden çıkan ürünler. Ancak agresiflik olarak bakarsak, Filth öne çıkıyor. Groove olarak bakarsak On a Deathwish öne çıkıyor. Aslında hepsinin yansıttığı belli duygular var, drive'lar var. Bunlara uyum sağlıyor.
Enis: Ben bu grupta şarkı yazımına Mud Dogz ile başladım. Diğer iki şarkıda sadece Filth’in solo'sunu kaydetmiştim. Geri kalan kısmında hiçbir şekilde bir katkım olmadı kayıt dışında.. Ben daha çok Mud Dogz’da geliştim. Şarkıların yazımında ve geri kalan single'larda da daha çok rol oynamaya başladım.
Emre: Benim için Filth’in yeri ayrıdır.
Yankı: Ben de şöyle söyleyeyim. Filth iskeletini yazmadığım tek şarkı.
Emre: Eğlenceli bir şarkı her şeyden önce ama onun haricinde eğlenceden öte biraz daha kendimizi yansıtabildiğimiz bir şarkı olduğunu düşünüyorum.
Kritikzine (Özde): Sahnede çalarken sizi en çok zorlayan ya da zorlayacağımı tahmin ettiğiniz yada en çok özgür hissettiren parça hangisi? Yeni albümü de düşünerek cevaplayabilirsiniz.
Yasin: Zor kısmı olarak, açıkçası Dog From Hell veya From Deadman olabilir.
Açıkçası vokal olarak diyorum. Çünkü chorus’u, ikincisiyle alakasız ve sürekli bir tempo değişimi var. Sürekli bir agresyon bulunmakta şarkıda. Yani şu anda provalarımızı da almadık daha yeni şarkılarınızla birlikte. Çok merak ediyorum açıkçası yeni provalarımızı ve altyapımızı da geliştiriyoruz. Altyapı kullanacağız bir sonraki sahnelerimizde. Açıkçası Kriegdown’un yeni dönemi için çok heyecanlıyım.
İlker: Dog From Hell. O zorlayacak.
Yankı: Beni de From Deadman zorlayabilir çünkü davulları bildiğiniz Slipknot Iowa davulları gibisinden hızlı davullar. En hızlı yazdığım şarkı o muhtemelen. Kondisyon olarak beni en çok zorlayacak şarkı o olacaktır diye düşünüyorum açıkçası.
Kritikzine (Özde): Peki, şu ana kadar unutamadığınız bir konser anınız oldu mu?
İlker: Dorock’taki ikinci konserimiz. Roots Bloody Roots çalıyorduk Sepultura’dan. Bir baktık çatır çutur bir sesler geliyor. Monitörlerin parmaklıklarını çıkarmışlar, yıkmışlar. Az kalsın düşüyordu. Sahibi geldi, kızıyor , ne yapıyorsunuz falan diyor. Doğal olarak biz de şarkıyı durdurmak zorunda kaldık yani kimseye bir zarar gelmesin zaten. Daha ölçülü davranalım gibisinden ☺ davranalım hesabında.
Yasin: Olay önümde gerçekleşti. Çünkü monitörlere yaslanıyordum. Sonra insanların bir anda öne yıkıldığını ve monitördeki o zincirlerin falan sallandığını görüyorum. Açıkçası çok şaşırmıştım. Bir anda mosh-pit döndürmeye başladılar ve bir anda benim hoparlörlerim yere düşmüştü. Sonrasında baktım etrafıma bizimkiler çalmaya devam ediyor ama herkes gözünü dikmiş yerdeki monitörlere bakıyor. Yankı’ya dönüp dur dedim. Zaten sonra mekan sahibi geldi uyarmak zorunda kaldı. Arkadaşlar ne yapıyorsunuz gibisinden.. Tabi ben şimdi burada kibarca ifade ediyorum da, daha farklı cümleler çıkmış olabilir o sırada ☺
Kritikzine (Özde): Şu ana kadar nelerde sahne aldınız?
Yasin: İzmir dışında Eskişehir'de ve İstanbul'da şu anda konserler verdik. Yakın zamanda Antalya'ya gideceğiz, tekrardan İstanbul'a gideceğiz.
Kritikzine (Özde): Peki, bir sonraki sahneleriniz albümünüzü tanıttığınız konserler mi olacak?
Yasin: Açıkçası albüm lansmanı için farklı bir turne düşünüyoruz önümüzdeki sene. Fakat bu önümüzdeki konserlerde de bu demek olmuyor ki albümdeki şarkıları çalmayacağız.
Yankı: Albümden enstantaneler vereceğiz. Bugün olacağı gibi.
Kritikzine (Özde): Peki uluslararası sahneye açılmak gibi bir hedefiniz var mı?
İlker: Aslında ilk hedefimiz zaten o. Çünkü biz bu yola böyle çıktık. Kendimizi tanıtalım. Önce lokal, sonra Türkiye'de, sonra da yurt dışında.
Yasin: Ben Emre'yle ilk konuştuğum cümleyi hatırlıyorum mesela. Emre'ye demiştim ki ben açıkçası sadece bu lokal barlarda lokal seen'de çalmak istemiyorum. Benim hedeflerim büyük. Sen nasıl düşünüyorsun demiştim. Ve demiştik ki bu işin sonuna kadar gideceğiz, elimizden gelen neyse bunun hakkını vereceğiz şeklindeydi.
Kritikzine (Özde): Türkiye’de nu-metal üretmek, özellikle yani ilimiz bazında düşündüğümüzde ve genel olarak Türkiye’de, sizce zor bir şey mi?
Emre: Zor çünkü alıcısı pek fazla yok. Yani diğer Metal tarzlarına göre alıcısını çok fazla görmüyoruz. O yüzden belki bir tık zorlanıyoruzdur.
Yasin: Çünkü nu-metal’in ömrü aslında çoktan bitti diye düşünüyorum ben, 2010’lar civarında bittiğini düşünüyorum. Bizim hala bu tarz bir şeyi yapmamız aslında bir başkaldırı gibi bir şey.
Kritikzine (Özde): Kriegdown dinleyicisine tek bir duygu bırakmak zorunda olsaydınız bu hangi duygu olurdu?
(Herkes karışık şekilde): Agresyon, karmaşa ☺
Yankı: Yani içlerindeki agresyonu döksünler ki dışarıya sadece olumlu düşünceler kalsın..
İlker: Aynı şekilde agresyon. İnsanların sinirini tek o alır gibi.
Enis: Agresyon.
Emre: İlk başında da söylediğim gibi eğlensin dinleyiciler.
Yasin: Açıkçası benim açımdan Matrix'teki Glitch gibi düşünebiliriz Kriegdown’u.
Kritikzine (Özde): Kurumsal bir soru gelsin o zaman. Beş yıl sonraki Kriegdown sizce nerede olur? Kurumsal bir soru bu, evet. Dergimiz kurumsal çünkü (gülüşmeler).
Yankı: İnşallah güzel yerlerde olur. Bu da kurumsal cevap ☺
Kritikzine (Özde): Sizi ilk kez dinleyecek olan bir dinleyiciye tek bir cümle ile kendinizi nasıl anlatırsınız?
Enis: Pişman olmayacak.
Yasin: Duvara toslayacaksın.
İlker: Beş farklı manyağın, birbirinden manyak insanların sahneye çıktığı bir grup olacak.
Yankı: İyi eğlenceler.
Kritikzine (Özde): Kritikzine takipçilerine ne söylemek istersiniz?
Yasin: Açıkçası Kritikzine’e bize bu şansı verdiği için çok teşekkür ediyorum öncelikle. Bizim bu ilk röportajımız ve umarım daha iyi yerlere geldiğimizde tekrardan röportaj yapma şansını elde ederiz.
Kritikzine (Özde): Evet, biz de sizi tekrardan röportajlarla ve daha güzel sahnelerle, daha büyük yerler ve kitlelerle tekrar dergimize konuk etmek isteriz. Biz teşekkür ederiz!
📱Instagram: @kriegdown
