Modern Metallica Düellosu: ''Hardwired...To Self Destruct'' vs ''72 Seasons''
- Ateş Yurttaş
- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur
Metallica’nın 2016 ve 2023 yıllarında yayınladığı son iki stüdyo albümü, grubun 'olgunluk dönemi' thrash metal anlayışını temsil ediyor. Peki, sekiz yıl arayla gelen bu iki dev yapıt arasında hangisi daha güçlü bir mirasa sahip? Hız, prodüksiyon ve şarkı yazımı açısından son iki Metallica albümünü karşı karşıya getiriyoruz.

1. Prodüksiyon ve Ses Rengi
İki albümün de arkasında Greg Fidelman var. Ancak Hardwired, daha çiğ ve sert bir tona sahipken; 72 Seasons, James Hetfield’ın çocukluk travmalarına odaklanan daha derin ve karanlık bir atmosfer sunuyor.
2. Şarkı Yapıları ve Tempo
• Hardwired: Spit Out the Bone gibi grubun modern çağdaki en hızlı şarkısını barındırıyor. Albümde her telden (Load dönemi, thrash, heavy) bir parça bulmak mümkün.
• 72 Seasons: Şarkılar genellikle orta tempoda ama çok daha tutarlı bir akışta. Ayrıca Metallica tarihinin en uzun şarkısı olan 11 dakikalık Inamorata bu albümün kapanışını yapıyor.
3. Kirk Hammett’ın Dönüşü
Hardwired döneminde Kirk’ün rifflerle dolu telefonunu kaybetmesi, onun albümdeki etkisini azaltmıştı. 72 Seasons ise Kirk'ün çok daha özgürce solo attığı ve yaratım sürecine dahil olduğu bir albüm olarak öne çıkıyor.
4. James Hetfield’ın Vokal Performansı ve Lirik Temalar
• Hardwired: Bu albümde James daha çok toplumsal çöküş, teknoloji eleştirisi ve insan doğasının karanlık yanlarına odaklanıyordu. Vokalleri daha çiğ ve hırçın bir tondaydı.
• 72 Seasons: Burada ise çok daha kişisel bir James var. Albümün ismi olan "72 Mevsim", bir insanın hayatının ilk 18 yılına (karakterin şekillendiği dönem) gönderme yapıyor. Vokal tekniği olarak yaşının getirdiği olgunlukla daha kontrollü ama duygusal yükü daha ağır bir performans sergiliyor.
5. Lars Ulrich’in Davul Yazımı ve Ritmik Yapı
• Hardwired: Lars bu albümde daha "düz" ve vurucu bir thrash ritmi tercih etmişti, özellikle Spit Out the Bone şarkısındaki performansı son yılların en iyisi kabul ediliyordu.
• 72 Seasons: Bu albümde ise davullar daha "groovy" (ritmik olarak sallayan) bir yapıda. Lux Æterna gibi şarkılarda New Wave of British Heavy Metal (NWOBHM) etkilerini, yani o eski kafa İngiliz metal tınılarını Lars’ın ataklarında daha çok duyuyoruz.
6. Bas Gitarın Rolü: Rob Trujillo Faktörü
• Hardwired: Bas gitar miksajda biraz daha gerideydi ve Rob'un o kendine has enerjisi prodüksiyonda bir parça gölgede kalmıştı.
• 72 Seasons: Rob bu albümde parlıyor! Özellikle Inamorata parçasındaki bas solosu ve genel olarak albüm boyunca duyulan o dolgun bas tonu, Metallica'nın son yıllardaki en doyurucu bas performanslarından biri.

Sonuç olarak, her iki albüm de Metallica’nın kendi geçmişiyle kavga etmek yerine, o geçmişi modern bir potada nasıl erittiğinin en net kanıtları. Hardwired...To Self-Destruct, grubun agresif köklerine bir saygı duruşu niteliği taşıyan 'hit' odaklı bir koleksiyonken; 72 Seasons, bir grubun olgunluk döneminde kendi iç dünyasına yaptığı en dürüst ve bütünsel yolculuk olarak öne çıkıyor. Biri bizi mosh-pit’in ortasına fırlatırken, diğeri James Hetfield'ın zihnindeki gölgelerle yüzleşmeye davet ediyor. Belki de bu iki albümü birbiriyle yarıştırmak yerine, müzik tarihinin en büyük efsanelerinden birinin hala söyleyecek sözü, atacak riffleri ve dindiremediği bir öfkesi olduğunu görmek en büyük kazanımımız. Metallica, 72 mevsimi geride bırakmış olabilir; ancak duyduğumuz her yeni nota, fırtınanın hala dinmediğini kanıtlıyor.

Albüm kıyaslamaları ve teknik analizler bir kenara, Metallica’yı asıl tanımlayan yer olan stadyumlar, 2026’da da 'M72 World Tour' ile sarsılmaya devam ediyor. 72 Seasons albümünün yayınlanışıyla başlayan ve ikonik 'No Repeat Weekend' konseptiyle (aynı şehirde iki gece, iki tamamen farklı setlist) devleşen turne, kısa bir molanın ardından rotasını tekrar Avrupa’ya kırıyor.
Turnenin yeni ayağı, tarihin ve metalin buluştuğu Atina’da tekrar start alacak. Grubun devasa yuvarlak sahnesini (ring) stadyumun tam ortasına kurduğu ve hayranlarını 'Snake Pit' ile müziğin kalbine davet ettiği bu görsel şölen, Metallica’nın yaş alsa da enerjisinden hiçbir şey kaybetmediğinin en canlı kanıtı. Eğer son iki albümün enerjisini canlı kanlı hissetmek istiyorsanız, Atina’dan başlayarak Avrupa’yı saracak bu metal fırtınasını kaçırmamanızı öneririz.



Yorumlar