• Kubilay Mehmet Batur

Wall of Death Felsefesi: Öz-Yıkımın Toplumsal Bilinçaltındaki Yeri


İlk defa görenlerin anlam veremediği, old'ların gözünün yaşlı olduğu bir konu: Moshing. Ne demek bu moshing? Çoğunlukla rock konserlerinde bireylerin çekince duymadan (biraz da rock kültürünün toplumsal normlara karşı olan aykırı duruşu sebebiyle) gözü dönmüş bir çoşkuyla (çoğu zaman bilinçli bir şekilde) birbirlerine çarparak, iterek, çekerek ve kimi zaman vurarak dışa vurdukları bir dans şekli olarak açıklanabilir. Her ne kadar 80'lerin hardcore-punk akımlarıyla ortaya çıksa da Ezişme kavramı ilk olarak 1983'de literatüre girmiştir. Kelime kökenini, muhtemelen "mush" ya da "mash" kelimesinden almaktadır. Gözlerinizi kapatım bir patates püresinin yapılışını aklınıza getirin... İşte bir mosh-pit'in veya wall of death'in içerisinde olmak böyle bir his olsa gerek! Mübalağayı bir kenara bırakacak olursak sıkıştırma ve ezme gibi kökler ile sıkı sıkıya bağları olan bu olgunun öncelikle rock, sonrasında ise metal kültüründeki yeri azımsanamayacak kadar büyük. Nitekim, ülkemizde de yerel metal publarında bu toplu çoşku hali ile karşılaşmanız işten bile değil.

Bu hap şeklindeki Ezişme tanıtımından sonra akıllara ilk gelen soru ise çoğunlukla NEDEN?! oluyor... Bu soruyu iki düzlemde de ele almaya calışacağım, toplumsal ve bireysel olarak. Ama bu konuda aceleci olmadan önce. Öncelikle şu videoya bir göz atmanızı istiyorum:

Rekabete dayalı spor takımlarının taraftarları üzerinde neredeyse esrarengiz denebilecek bir etkisi var! Yediden yetmişe her kuşağa sirayet etmiş bir kitlesel dışavurum. Farklı hayatlar yaşamış, bir elin parmakları hatta o parmakların izleri kadar birbirinden farklı, binlerce ağızdan, eşzamanlı yekpare bir haykırış. Tüm zaaflara karşı tutkulu bir başkaldırış. Ancak tüm bunların Ezişme ile ne alakası var diye soruyor olabilirsiniz? Aralarında esrarengiz bir bağ olmalı...













Analitik psikolojinin kurucularından biri olan, İsviçreli piskiyatr Carl Gustav Jung mistik katılımın "objeleler ve bireyler arasındaki 'biricik' bir ilişki" vasıtasıyla köklerini aldığını ve subjenin yani bireyin öz kimliğini objeninkinden ayırt etme konusunda başarısız olduğunu ve dolayısı ile objeye karşı "kısmi özdeşleşme" ile bağlandığını iddia etmiştir. Bunu ilk iddia eden kişi Jung değildi. Her ne kadar terimi Lucien Lévy-Bruhl'den alsa da, Jung terimi o kadar ünlü etmişti ki Lévy terim ile alakalı tabiri caizse geri vites yapmak zorunda kalmıştı. Freud da keza Group Psychology and the Analysis of the Ego çalışmasında grup bilincinin, özellikle agresif özelliklerin pekişerek arttığından ve kitlesel bir hipnoz hali yarattığından bahseder. Buna örnek olarak ise holiganları, kliseyi, askeriyeyi, aşiretleri ve tarikatları verir. Bireylerin topluluk içerisindeyken bastırdıkları şiddet eğilimlerinin daha kolay ifade yolu bulduğunu ve ahlaksal oto-denetimin ortadan kalktığının altını çizer.


Grup kimliğine bürünmüş bir birey kendi sağlık ve önemi hakkındaki yargılarını kısmi olarak askıya alır ve çoğunluğun 'yararına' olduğunu düşündüğü eylemleri gerçekleştirme eğiliminde olur. Şimdi tekrar moshing videolarına dönüp baktığınızda belli belirsiz bir hengame mi görüyorsunuz? Yoksa ritmin, atmosferin ve yüksek distortionlu gitarların baş döndüren gümbürtüsü içerisinde grup kimliği ile özdeşleşmiş içlerindekini dışa vurma isteğiyle yanıp tutuşan metalheadler mi? Karar sizin...




0 yorum