Algoritmalar Arasında Hayatta Kalmak
- Ayça Beyazsac ✪

- 18 saat önce
- 3 dakikada okunur
Bir zamanlar kulaktan kulağa yayılan efsaneler vardı. Varmış yani ben de bunları okuduğum kitaplardan ve izlediğim belgesellerden biliyorum, oralara yetişemedim. Bir grubun demosunu bulmak, kıymetli bir taş keşfetmek gibiydi, gibiymiş? :D ben ‘’di’’li geçmiş zaman kullanacağım Fotokopi fanzinler, bodrum katı konserleri, postayla gelen CD’ler… Hepsi yeraltının sesiydi. Şimdi her şey parmağımızın ucunda. Bir grup, ilk şarkısını sosyal medyaya yükleyip viral olabiliyor. Peki yeraltı kültürü hâlâ hayatta mı, yoksa algoritmalarla sindirilip Instagram story’lerine mi kurban gitti?

Dinleyiciye Ulaşmak
90’larda bir demo kaseti edinmek fiziksel bir tatmin gibiydi. Mesela Radical Noise’un ilk dönem kayıtları kopyalanarak elden ele dolaşır müzik tüketilmez, keşfedilirmiş. Şimdi dijital platformlarla bu süreç çok hızlandı. Bağımsız müzisyenler için bu bir özgürlük alanı gibi görünse de keşfetme hissi yerini tüketme alışkanlığına bıraktı.

Norveç’in 90’lardaki black metal sahnesi buna iyi bir örnek. Darkthrone veya Mayhem gibi grupların erken dönem kayıtlarına ulaşmak bazen aylar süren mektup zincirleriyle mümkün oluyormuş, şimdi o albümler Spotify’ da reklamlara giriyor. Bir zamanlar toplum dışı ve tehditkâr sayılan müzik artık algoritmalarla önerilenler listesine giriyor black metal dinlemeye hazır mısın? tavrıyla önümüze servis ediliyor.
Bu algoritmalar, seni benzer şeyler içinde oyalarken, beklenmedik olana alan bırakmıyor. Sanki küresel erişim kolaylaştı ama özgün olan daha çabuk siliniyor.
Bir grup kendi prodüksiyonunu yapıyor ve bağımsız yayınlıyor. Etiketi yok, PR'ı yok. Ama Instagram’da binlerce takipçisi var, Reels’te teaser’ları dönüyor. Bu grup hâlâ yeraltında mı? Yoksa alternatif kılığına bürünmüş bir ana akım ürünü mü?
İstanbul sahnesinde bazı oluşumlar neredeyse sıfır promosyonla karanlıkta büyüyen, sadece müzikleriyle var olan gerçek örnekler sunuyor. Öte yandan bazı underground projeler, daha ilk single’da dijital listelere girebilmek için pazarlama ajanslarına yöneliyor. Benzer şekilde, yurtdışında da bazı gruplar sosyal medyada var olsa da görünürlük odaklı bir profil sunmuyorlar. Tavırları, üretim biçimleri, söylemleri... Hepsi metalaşmaya karşı bir direniş. Artık yeraltı, mekânla değil, tavırla tanımlanıyor.

Tiktok yer altı olur mu? Bu soruyu sormak bile garip geliyor ama bugünün dijital dünyasında cevabı çok net değil. Denk geldiğim bazı ekstrem gruplar ilk patlamalarını sosyal medyada 15 saniyelik breakdown videolarıyla yaptı.
Ama burada mesele şu, dijital platformlar belli bir görünürlük sağlasa da bu görünürlük sürdürülebilir bir üretim zemini sunmuyor. Müzisyenler için bu sistem, emek ve karşılık arasında ciddi bir adaletsizlik barındırıyor.
Yeraltı artık bir çalma listesi kategorisine mi indirgendi?
Burada işler biraz muğlaklaşıyor. Spotify gibi dev stream platformları sayesinde daha önce adını hiç duymadığımız bir sürü grup tek tıkla erişilebilir hâle geldi. Bir yandan bu, yeraltı müziğin marjinal olmaktan çıkıp daha fazla kişiye ulaşmasını sağladı. Ama işin ekonomik tarafı pek parlak değil. Stream başına düşen gelir miktarı o kadar düşük ki, ciddi bir dinlenme sayısına ulaşmayan müzisyenler için bu sistem, üretimi finanse edecek bir sistem olmaktan uzak kalıyor. Albüm kaydı, ekipman, zaman, çaba… Bağımsız müzisyenler için durum daha da vahim. Çünkü algoritmalar, büyük şirket destekli sanatçılara öncelik veriyor. Indie ya da yeraltı bir grup, editorial playlist’lere giremediği sürece milyonlara ulaşması neredeyse imkansız. Bu da gelir kapısını tamamen daraltıyor.
Dinleyicinin algoritmalarla kurduğu ilişki, müzisyeni görünür kılsa da sürdürülebilir kılıyor mu, orası belirsiz. Yani yeni görünürlük biçimleri müziği yüceltiyor mu yoksa onu başka bir dijital tüketim nesnesine mi çeviriyor bilemiyoruz.
Yeraltı kültürü ölmüyor da olabilir. Belki sadece başka bir forma bürünüyor. Artık kasetleri postayla beklemiyoruz belki, ama hâlâ demosunu kendisi kaydeden, klibini kendi çeken, prodüksiyona para gömmek yerine fikir gömen gruplar var.
Kaset ya da CD almak, dinlemek, koleksiyon yapmak... Bunlar artık nostaljik birer ritüel gibi. Fiziksel müzik formatları hem ulaşılması zor hem de zaman isteyen şeyler hâline geldi. Bugünün dünyasında ise zaman en kıymetli şey. İnsanların uzun uzun bir albüme gömülmesi, kapağını incelemesi, parça parça keşfetmesi romantik bir beklentiye dönüştü. Hızla tüketilen içeriklerin, sonsuz bildirimlerin arasında müziğe gerçekten vakit ayırmak neredeyse bir lüks. Durum böyleyken ne plak şirketleri fiziksel ürünlere yatırım yapıyor ne de dinleyici bu yolda sabır gösteriyor. Sonuç? Kalıcılığı olmayan, hızlıca tüketilen ve hemen unutulan bir müzik döngüsü.


Yorumlar