Anarşi Sokaktan Sahneye Taşınıyor: Sex Pistols İstanbul’da
- Kübra Yıldırım
- 8 Nis
- 2 dakikada okunur
Bazı hikayeler vardır, konuşulmaz, anlatılmaz; üzerine bağırılır. 70’lerin sonlarında İngiltere’nin monarşi kokan sokaklarında bir pimin çekilmesiyle başladı her şey. Bugün Zorlu PSM’nin o jilet gibi koridorlarında Sex Pistols ve Frank Carter beklenirken, aslında 50 yıllık bir mirasın taze kanla yankılanmasına tanıklık edeceğiz.

Fotokopiyle çoğaltılan fanzinler, bodrum katından yankılanan ucuz amfiler, bot bağcıklarından yapılan kemerler... Hepsi aynı şeyi söyler: izin almaya gerek yok. Mevzu tam burada başlıyor; her konserinin meydan muharebesine dönüştüğü o tekinsiz devrin öncü kaosu: Sex Pistols tekrar sokağa iniyor!
1977: Üç Akor, Bi Yığın Öfke 1970’lerin sonu Londra... Sokaklar grevlerden geçilmiyor, çöp dağları boyu aşmış ve kraliçe gümüş jübilesine hazırlanıyor. Bir yanda ise punk edinilen bir kimlikti, hayatta kalma biçimiydi. Okula gitmek istemeyen, fabrikada çürümeyi reddeden ve eline aldığı enstrümana "vurunca ses çıkar" diyen çocukların manifestosuydu. Punk kültürünün kökenlerine baktığınızda göreceğin şey estetik bir yıkımdır. İşte o kaosun içinden üç akorlu bir gürültüyle "No Future!" çığlığı yükseldi.
Tek bir albüm, birçok skandal, birkaç yasaklanan konser ve ardından gelen büyük bir yankı. Never Mind the Bollocks albümüykpunk’ın yalnızca bir müzik türü olmadığını ve bir tavır olduğunu ilan etmiş oldu.
Çengelli iğneler sadece kıyafetleri değil, o steril toplumu bir arada tutan dikişleri patlatmak için vardı.
Johnny Rotten: Bir Nefret İkonunun Anatomisi Sex Pistols’ın o dönemki kalbi, daha doğrusu o zehirli dili Johnny Rotten (Lydon) idi. Rotten, bir vokalistten ziyade sahnede sallanan bir nefret kulesiydi. Detone sesi, o iğrenen bakışları ve "God Save the Queen" diyerek aslında kraliçenin o meşhur tahtının altına dinamit döşemesi... O dönem Sex Pistols müzik yapmıyordu; toplumsal bir cinnetin soundtrack’ini yazıyordu. 77’de yayınlanan Never Mind the Bollocks albümü, sadece bir plak değil, o döneme atılmış bir yumruktu.
Nostalji Değil, Taze Kan: Frank Carter Gelelim bugüne... "Rotten yoksa Pistols olur mu?" diyen o gelenekçi tayfaya zarif bir tebessüm gönderelim. Steve Jones, Paul Cook ve Glen Matlock; yanlarına Frank Carter’ı alarak aslında akıllıca bir iş yaptılar. Carter, modern punk’ın en "kontrolden çıkmış" figürü olarak anılır. Onu Gallows döneminden ya da The Rattlesnakes ile sahnede kendi etini çiğnemesinden tanıyoruz. Carter'ın çoğu zaman seyirciyle arasındaki mesafe bir metreden bile az olur. Pistin ortasına dalan, kalabalığın üstünde yürüyen, konseri bir spor müsabakasına çeviren bu frontman; Rotten’ın miras bıraktığı paslı nefretini alıp bugünün öfkesiyle harmanlıyor. Bu bir "tribute" gecesi olmayacak; Carter’ın o terli ve kanlı enerjisiyle Sex Pistols mirasını bugüne taşıma seansı olacak.
Underground bazen en lüks salonun ortasına o çamurlu botlarla basmaktır. Çünkü punk kültürü notalardan çok, o anın tansiyonuna bakar. 25 Temmuz’da Zorlu PSM’de gerçekleşecek olan şey, bir konserden fazlası olacak. 50 yıl önceki o "Anarchy in the UK" ruhunun, Frank Carter’ın gırtlağında nasıl bir canavara dönüştüğünü görmek için orada olmalısın! Anlayacağın punk geri dönmedi sadece biraz daha gürültü geldi. O gece kulakların çınladığında, o sesin 1977’den gelen bir yankı olacağını unutma!




Yorumlar