top of page

Blues’un İkinci Mucidi: Stevie Ray Vaughan

  • Yazarın fotoğrafı: Alperen Gürsoy ✪
    Alperen Gürsoy ✪
  • 12 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

Akustik bir caz konserinde, amfilerin sesini sonuna kadar açıp vahşi bir blues-rock performansı sergilediği için yuhalanan bir adam düşünün. Stevie Ray Vaughan, 1982’de Montreux’de o sahneden indiğinde "başaramadığını" sanıyordu. Oysa aynı gece kuliste onu bekleyen David Bowie bu Teksaslı gencin, vefatına çeyrek kalmış olan blues müziği tek başına dirilteceğini anlamıştı.



Jimi Hendrix’in kısa sürede büyüttüğü ve genç yaşta vefatı yüzünden ortada bıraktığı blues mirasına belki hiç kimse bu kadar yakışmamıştı. Texas sahnesinde ismini yeterince duyurmuş olsa da, SRV’nin kaderi İsviçre’de değişti. Alelacele müzisyen kadrosuna dahil edildiği 1982 Montreux Jazz Festival bir milatın habercisiydi. Moody Blues dinlemeyi bekleyen o elit seyirciler, Texas’dan gelen o kovboy görünümlü vahşi müzik icracısını pek de beğenmedi ve sahnede yuhalamaya başladı. David Bowie ise blues müziği onun dirilteceğini o gece anlamıştı. SRV artık Bowie’ye stüdyoda eşlik etmeye başladı. Bowie'nin Let’s Dance albümündeki gitar katkısı ile birlikte artık büyük bir tanınırlık kazandı. Synth pop müzik dünyasında hakimiyet sürdürürken, bir blues rock gitaristi adeta yaptığı tarzın ikinci mucidi olmuştu. Elbette ki yaptığı müziği temelde ondan önce yapan isimler vardı. Chuck Berry, Freddie King, Muddy Waters gibi müzisyenlerden ilham aldı ama o dinleyiciye çok daha fazlasını verdi. İlk albümünü 1983 yılında çıkardı ve 7 sene sonra trajik bir helikopter kazasında hayatını kaybetti. Stevie Ray Vaughan’ın kısa kariyerine sığdırdığı başarılar sadece şarkılarının çok dinlenmesi değil, o birçok sebepten ötürü özel bir müzisyendi.


SRV’yi idol haline gelmiş bir gitar virtüözü yapan şeylerin başında, gitarı ile kurduğu hırçın ve neredeyse "kanlı" ilişkiydi. Kullandığı teknik, sıradan bir gitaristin tek bir parçayı bile tamamlamakta zorlanacağı kadar, işkenceyi andıran bir teknikti. Gitarını 0.13 numara tel setiyle donatan ve akordunu yarım ses pes (Eb) olarak ayarlayan SRV, normalde misina gibi ince olması gereken telleri birer halat gibi kullanıyordu. Sustain notaların uzayıp giden seslerini kaybetmemek için telleri klavyeden inanılmaz derecede yüksekte tutuyordu, tek bir nota basmak için bile bir boksörün yumruk gücüne ihtiyaç duyması demekti. Dışarıdan bakıldığında romantik bir şarkının solosunu icra ediyormuş gibi görünürken, aslında kendi içinde bir bilek güreşi performansı sergiliyordu. Hidrolik sisteme sahip parmakları var gibiydi. Böylesine ağır teller üzerinde hızlıca gezinirken parmak uçlarının aşınması ve hatta tırnağının kopması ihtimali neredeyse kesin olduğu için, parmak uçlarına japon yapıştırıcısı sürüyordu. Tırnağını parmağına yapıştırıp saatlerce gitarı ile resital sergileyebiliyordu.



İlk gitarına çok sadıktı. Number one veya “ilk eşim” dediği gitarını stüdyoda o kadar çok sık kullanmıştı ki ağacı aşınmaya başlamıştı. Evinde guitar hero oynayanlar bilirler, zaman içinde bu plastik gitarda strum bar altında kısmın boyası uçup gider. SRV plastik bir oyuncayı değil, gerçek bir gitarı benzer şekilde aşındıracak kadar hayatını o gitara adamıştı.


Ancak bu devasa gücün karanlık bir bedeli vardı, çünkü her şey güllük gülistanlık değildi. SRV böylesine halat gibi tellerin üzerinde basit bir antrenman yaparcasına performans sergiliyordu çünkü acıyı gerçek anlamıyla hissetmiyordu. Bir rock yıldızının uyuşturucu ve alkol ile anılması sıradan bir vaka olsa da, SRV biraz daha abartmıştı ve sabahları viskisine kokain katıp kendine bir ayılma kokteyli hazırlıyordu. Sahnedeyken beyni ve vücudu uyuşmuştu ve jiletle kesilmiş gibi parmak uçlarından gelen acıyı hissetmiyordu. 1986’da Almanya turnesinde bir konser sonrasında yere yığıldı. Aç iken içtiği kokainli viski alışkanlığı midesini eritiyordu, bu yaşam tarzına devam etmesi durumunda birkaç haftalık ömrü olacaktı. Rehabilitasyonu kabul etti ve Adsız Alkolikler topluluğuna katıldı. 12 Steps olarak bilinen bu program, bir sonraki albümüne de isim verdi. 1987’de In Step albümünü yayınladı. Artık alkol ve uyuşturucunun tesirinde olmadığı için gitarını çalarken gerçek acıyı hissetmeye başladı, .012 veya .011 gibi daha "insani" seviyelere çekmeye ikna oldu. Fakat bu onun daha sıkıcı bir teknik kullanmasına sebep olmadı. Aksine, Texas Shuffle denen tekniği kendi bluesy rock tarzına adapte etti. Geçmiş yıllarda da bu tekniği kullanıyordu fakat artık madde etkisinde hissettiklerini gitara yansıtmak yerine, artık ne çalması gerektiğini tamamen biliyor, percussive muting tekniği ile çaldığı gitarın yanında hayalet bir davul sesini de dinleyiciye ulaştırıyordu. Sahnede diğer müzisyenler ile mükemmel uyum sağlıyordu. In Step albümünün sonunda ise yaklaşık 9 dakikalık sözsüz bir jazz blues parçası ile aslında trajik şekilde sonlanan müzisyenlik hayatına veda etmiş oldu. Hayatının her iki döneminde de birbirine zıt ama olabilecek en iyi performanslarını dünyaya armağan etti. Aşağıdaki 2 videonun birbiriyle olan tezatı ise onun madde etkisinde olsa da olmasa da blues müziğin ikinci mucidi lakabını neden hak ettiğini kanıtlıyor. 1983’de sahnede ter içinde iken, 1989’da adeta bir cerrah sakinliği ve titizliği ile işliyor notaları. Ayrıca defalarca karşıma çıkan, alt teli kopardıktan sonra yapılan “pit stop” ile sadece 1 adet notayı geciktirerek kaldığı yerden devam etmesi ise benim şahsi hayranlığımı en üst safhaya çıkaran video olmuştu.





Electric blues’un tartışmasız en büyük ismi ve mucidi Jimi Hendrix ile kıyaslanıyordu. İnsanlar onu ikinci Hendrix olarak görüyordu. Hendrix’in genç yaşta vefatından sonra synth pop, new wave gibi müzik türleri boş alan bulup satış rekorları kırarken, Stevie Ray Vaughan bluesun mirasını kurtarmaya gelmişti. Fakat o bir Jimi Hendrix taklitçisi değil kendine has bir müzisyendi. Hendrix uzaydan gelmiş gibi bir tarz icra ediyordu, hatta öyle ki sürekli olarak uyuşturucu ile birlikte anılan acid, psychedelic elementleri müziğinde kullanıyordu. SRV ise ayakları yere basan bir dünyalıydı. Madde kullanımı sadece onu ve içten içe eriyen midesini ilgilendiriyordu. Hendrix’in gitarı ile ilişkisi bir uzaylı gibi iken, SRV’nin gitar tarzı bir boksör gibiydi. SRV devam ettirdiği bu mirası taçlandırdı ve Hendrix coverları çalmaya başladı. Voodoo Child ve Little Wing parçalarını coverları. Zaten başyapıt olan 2 eseri, nasıl başardı ise restore edip yeni bir başyapıt olarak sundu. Hendrix’in asitli tarzı ve bolca wah pedalı kullanmasından farklı olarak, wah wah efektini tüm şarkıya yedirmiyor ve kendi tarzını ön plana çıkarıyordu. Hatta rivayet edilir ki SRV Hendrix’in bizzat kullandığı bir gitarı veya pedalı eline aldığında “Onun içindeki ruhu hissediyorum ama benim söyleyecek farklı bir sözüm var” diyormuş. Third Stone from the Sun, Manic Depression, Power of Soul gibi Hendrix parçalarını konserlerinde çalıyordu. Hendrix blues’u uzaya fırlatmıştı, SRV ise onu oradan geri getirip Teksas’ın tozlu yollarına indirdi.



27 Ağustos 1990 gecesi, Wisconsin’de Eric Clapton, Buddy Guy ve Robert Cray ile aynı sahneyi paylaştığı o efsanevi konserden sonra havalanan helikopter, yoğun sis yüzünden kayak için kullanılan bir dağa çakıldı. Ölümünden sadece bir gün önce kendi cenazesini rüyasında gördüğünü anlatmıştı ve bu deneyimi korkunç, ama neredeyse huzurlu olarak anlattı. O gün dünya sadece bir gitaristi değil, blues müziğin modern çağdaki son şövalyesini kaybetti. Peki Stevie Ray Vaughan yaşarken neyi değiştirdi? Blues’un sadece "geçmişe ait" bir müze parçası olmadığını, 2026'da bile örnekleri her yerde gördüğümüz sanayi bitkisi müziklerin egemenliğine maruz kalmak zorunda olmadığımızı kanıtladı. Gençliğinde alkol ve uyuşturucunun karanlık yolundan yürüyerek kendi sağlığını hiçe saymış olsa da, aslında ayık kafanın, uyuşmuş bir zihinden çok daha keskin ve yaratıcı olabileceğini göstererek koca bir nesle umut oldu.



Yorumlar


Rock ve Metal Haberleri İçin Abone Olun!

RÖPORTAJLAR

LİSTELER

YENİ ÇIKANLAR

  • White Facebook Icon
  • Instagram - Beyaz Çember

Kritikzine 2024 by Kritik Records © Tüm Hakları Saklıdır

ALBÜM KRİTİKLERİ

HAKKIMIZDA

Rock metal haberleri, röportajları, albüm incelemeleri içeren güncel müzik portalı

bottom of page