Despised Icon - Shadow Work(2025) İncelemesi
- Orhun Kaan Kahraman

- 1 Kas 2025
- 4 dakikada okunur
Deathcore'un ağaları altı sene sonra çok güçlü bir şekilde geri döndü.

Bugün, “Tekinsiz, ter ve kan kokan death metal ve taka-tuka masa sandalye kırmalı hardcore mu? Hmmmm.. Evet! Neden olmasın?! Hadi birleştirelim!” diyerek deathcore’un ortaya çıkmasına katkı sağlamış, 23 senedir de müziklerini bu türde yapan Despised Icon'ın 2019’daki başarılı “Purgotary” albümünlerinden 6 sene sonra çok güçlü bir şekilde dönüş yapmasıyla karşı karşıyayız. Bugün sizler için istikrarlı bir şekilde bıkmadan usanmadan(bayağı MySpace döneminden sonra türe ilgi azalmasına rağmen) aynı tür müziği icra ederek türün ağası nasıl olunur'u gösteren Despised Icon’ın Shadow Work isimli albümünü inceleyeceğim.
Öncelikle Despised Icon’ın benim için neyi ifade ettiğinden bahsetmek istiyorum. Eski bir davulcu olarak Alex Pelletier’in hayvansı çalış şeklini duyduğum ve daha neler diyerek tanıştığım ilk Despised Icon albümü “Ills of Modern Man”di. İnanılmaz öfke ve nefretle dolu olan bu albümü dinlediğim zamanı dün gibi hatırlıyorum ve o zamanlar Deathcore’un zirve yaptığı zamanlardı. Job For a Cowboy albüm çıkarmış, MySpace’den bir sürü deathcore grubu çıkmaya başlamış, All Shall Perish üçüncü albümünü yayınlamış… ve daha nicesi. Çok basit bir matematiği vardı bu grupların: Hardcore temelli death metal. Ama beni en çok aralarından etkileyen her daim Despised Icon’du. Grup deathcore’un sunmak istediği kaotik havayı çift vokalle, ustaca yazılmış gitarlar ve üst düzey davulla yapıyordu. Müzikal kalite bir yana burada çift vokale dikkat çekmek isterim. Çünkü pig squel’larla, shriek’lerlerle ve inhale-exhale teknikleriyle çok dolu vokal tarzıyla müziğin yanında bahsettiğim kaotik havayı çok güzel bir şekilde size geçiriyor. Ayrıca bu grup diğer deathcore gruplarının yanında benim için bu tarzı tam olması gerektiği gibi hiç sapmadan senelerce devam ettirmesiyle ayrı bir yere sahip. Nedir bu? Hardcore temelli death metal. Bunu da her albümünde belirli bir ortalamanın üstünde kalarak sürekli yapıyorlar.
“Shadow Work” de böyle bir albüm. Sadece biraz hardcore volümü son albüme göre daha yüksek. Ben burada 2005 tarihli “The Healing Process” gibi erken dönem klasiklerindeki gibi bir havada kaldıklarını düşünüyorum ki bu çok güzel bir olay. Yeniden bir şeyler icat etmeye çalışmıyor aksine en iyi yaptığı her şeyi kusursuzlaştırıyor. Teknik death metal’in cerrahi hassasiyeti, hardcore’un aciliyeti ve kimsenin taklit edemediği o kendine özgü Kanadalı hırçınlığını masaya çok sert bir şekilde vuruyor.
“Shadow Work” albümle aynı adı taşıyan blast-beat fırtınası ve gergin rifflerle örülü bir şarkıyla başlıyor. Bu şarkıda aslında "biz deathcore’un sizlere ne olduğunu tekrardan hatırlatmaya geldik" diyor grup. Gerçekten de bu albüm uzun zamandan beri beni en çok heyecanlandıran deathcore albümü oldu. Groove’un tam olarak nerede vurması gerektiğini ve ne zaman bir riff’in patlamadan önce nefes alması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Alex Erian ve Steve Marois ikili vokalist olarak biri havlayan ve tıslayan; diğeri yeraltından gelen bir kükreme olarak birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar. Grup gerçekten tam olması gerektiği gibi albüm boyunca başından sonuna kadar ne orkestral süslemeler ne de senfonik numaralar kullanıyor; yalnızca paramparça etmeye odaklanıyor ve bunu gayet iyi başarıyor.
“Over My Dead Body” şarkısında Kublai Khan TX’den Matt Honeycutt konuk sanatçı olarak yer alıyor ve başından sonuna kadar saf beatdown hardcore enerjisini taşıyor. Keskin, amansız, terli ve kaslı. Mesela ilk şarkı her ne kadar deathcore’u hissettirse de bu şarkı tam olarak terli ve kaslı bir hardcore şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Yine diğer şarkılarda da bulunan bu yakınlaşma en çok “Contre Coeaur” şarkısında yüzümüze vuruyor ki bu albüm başında da söylediğim gibi hardcore hissi çok yüksek bir deathcore albümü olduğunu tekrardan bizlere hatırlatıyor. Şimdi bu durum çoğu kişinin kulağına kötü gelecektir ancak ben yine diyorum ki: tam da olması gerektiği gibi!
Örneğin “Corpse Pose” şarkısı hardcore’un tokat gibi vuran breakdown’lu temposuyla death metal’in süratini ve şeytaniliğini birleştiriyor ve bence burada Suffocation’a bayağı bir selam çakıyor grup. Bu arada yeniden vokale dönmek istiyorum çünkü söylemem gerekir ki Alex Erian ve Steve Marois 23 seneden beri deathcore vokali yapıyorlar ancak performansları asla kötüleşmemiş, aksine garip bir şekilde iyileşmiş. Geçenlerde bir arkadaşımla Thomas Lindberg’in gırtlak kanserini ve ekstrem metal vokalistlerinin yaptıkları vokalin seneler içerisinde seslerini kaybetmeye varan bir tahribata yol açabileceğini konuşmuştuk. Aha bu albüm ona harika bir cevap oluyor. Pig squel'li, shriek'li vokal ama kötüleşmemiş; 23 senelik yıllanmış bir şarap güzelliğinde.
Örneğin albümdeki “Tha Apparition” şarkısı bu ikilinin karanlık kimyasını son derece güzel bir şekilde gösteriyor. Black metal yankıları ve ölümcül dinamiklerle dolu olan bu parça kaosla kontrol arasında mükemmel bir denge kuruyor; grup, kimi zaman delicesine hızlanıp gazı açıyor kimi zaman da yıkıcı orta tempolu groove’larla ilerleyip neredeyse karikatürize bir şiddetle beatdown’a ulaşıyor. “Reaper”da sanki iki vokalistin karşılıklı laf dalaşını beatdown hardcore'lu ve slam death metal'li bir ritimle dinlerken, “In Memoriam”da klavyeci olarak katkı sağlayan Misstiq’in şarkıya hayaletimsi bir parlaklığıyla Despised Icon hayvanlığının füzyonunu tadıyoruz.
Albümdeki favorilerimden biri olan “Obsessive Compulsive Disaster” ritmik, vahşi ve kalp atışlarıyla aynı anda yıkılan bir binayı andıracak kadar şiddetli olmasına rağmen metallic hardcore’un güzel groove’larıyla akılda kalıcı bir ritim bırakıyor ki bu da grubun alamet-i farikası. Shadow Work boyunca grup tam olarak grup ne yaptığını biliyor ve deathcore’u tam olması gerektiği gibi yapıyor. Albümü etkileyici kılan şey de tam olarak bu: aşırı öz farkındalığı olan bir albüm. 23 senenin ardından Despised Icon geçmişinden kaçmak bir yana onu inceliyor, rafine ediyor ve tekrar anlamlandırıyor. Bodrumda blastbeat çalan gençler değil; ne yaptığını bilen, tecrübeli müzisyenler olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bazen yapılabilecek en “şiddetli” ses, kontrolün içinden doğan sestir. Bana göre deathcore türü yıllar içinde bir balon gibi şişti; sinematik gösterişin, senfonik tırı-vırının ve algoritmik bir kusursuzluk kovalamanın katmanları altında boğuldu. Despised Icon bu trendlerin hiçbirine kapılmadı. Genç grupların breakdown’ları TikTok malzemesine dönüştürdüğünü izlediler ancak onlar “güncellik” kovalamak yerine otantikliğine sıkı sıkı tutundular. Bu albümden tam altı sene önce çıkardıkları “Purgatory”deki kararlı, haşin ve sert deathcore tavırlarını bu albümde daha da rafine edip karşımıza yine 37 dakikada sunuyorlar: hardcore temelli death metal’i. Sonuç olarak Despised Icon bize bu albümle deathcore'un nasıl olması gerektiğini tekrardan hatırlatıyor.
PUAN: 9/10





Yorumlar