top of page

Silüetler, Mesut Aytunca ve Lubunya Cinayeti Üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: Aydasu Bekçi
    Aydasu Bekçi
  • 8 saat önce
  • 4 dakikada okunur

Bu topraklardan, Anadolu'nun içinden çıkmış bir ezgi Silüetler'in ezgisi. Bu toprakların çatışması Mesut Aytunca, ve bu havaların müziği, bu memleketin acısı. Silüetler grubu ile ilk tanışmam Kafa dergisi ile oldu. Yılını, sayısını, yazarını hatırlamam. Ancak dergiyi karıştırırken rastgele geldiğim bir yazı sonucu tanıştım Silüetler'le. Daha müziğini dinlemeden hikayesini öğrendim, belki ezgisiyle değil ama toplumsal bir dramla göz göze geldim.


Yıllar sonra bu grup hakkındaki tanınırlığın ve yazıların eksikliğini görmem beni bugün buraya getirdi. 60'lı yıllar, dünyada rock müziğin oturmaya başladığı, rock'ın asıl temellerinin atıldığı yıllar. Türkiye'de de rock müzik varlığını gösterdi bu yıllarda. Erkut Taçkın vardı mesela, Grup Bunalım vardı. Silüetler vardı. İşte Silüetler'in hikayesi de bu dönemde başlar. 1965'te İngiliz grup "Shadows" tan etkilenen grup Silüetler ismini alır. Shadows grubu Silüetler'in tarihinde önemli bir iz taşır. Bunu grubun ismine baktığımızda dahi görmek mümkündür. Silüetler, sahne performanslarında çeşitli ışık oyunlarıyla silüetlerini gösterirlerdi. Shadows grubundan etkilenmeleri sadece bir isim ve stil benzeşmesinden öte müzik tarzında da benzeşmelerini kapsar.


İlk 9 üyesiyle kurulan grup, gitarda Mesut Aytunca, vokalde Muzaffer Güler, gitarda Erol Bilem, davulda Koray Yılmaz, bas gitarda Berk Kürkçü'nün bulunduğu kadroyla 1965'te Robert Koleji'nin düzenlediği 3. Boğaziçi Festivali'nde Folk düzenlemesi dalında "Katibim" parçasıyla üçüncülüğü alır. Yine aynı yıl Hürriyet gazetesinin düzenlemiş olduğu Altın Mikrofon yarışmasında "Kaşık Havası" ile üçüncü olur ve bunun sonucunda Kaşık Havası 45'lik olarak basılırken "Sis" şarkısı ise arkaya basılır.



Silüetler, Anadolu rock müziği ile batılı müziğin bir birleşimi konumunda. Sözleri çoğunlukla bizden, müziği ise batıdan alan yenilikçi bir tarza sahip. Grubun en önemli özelliklerinden biri ise şarkılarında sözün değil, enstrümanların ön planda olmasıdır. Onlara göre müzik, anlamsız sözlerden ziyade enstrümanın kendisidir. Dolayısıyla müziklerinde en çok ön plana çıkan alet gitardır. Grup sadece müziğiyle değil, sahne kıyafetleri ve tarzları ile de bir yenilik yaratmıştır. Saçlarının uzunluğu, takıları ve pembe kostümleriyle bu coğrafyanın alışık olmadığı bir imaj çizmiştir Silüetler. Ümit Bayazoğlu ise şöyle anlatıyor Mesut Aytunca ile ilgili, “Saçlarını beline kadar uzatmıştı. İncecik dal gibiydi, sahneye pembe kostümler, eflatun simli pelerinlerle çıkıyordu. Konserlerinde sis ve ışık efektleri kullanıyor, beatnik ve efemine görüntüsüyle halk şarkıları söylüyordu.”


Grubun Altın Mikrofon yarışması ile kazandığı üçüncülükle ilgili ise Ses Dergisi'nin 2 Ekim 1965 sayısında şunlar yazıyor:

"Salon hıncahınç dolu, dinleyicilerin yarısından fazlası genç kız. Konserin başlama saati gelmiş. Sabırsız ellerin davetkar alkışları ve ıslıklar. Işıklar birden sönüverdi. Hafif hafif aralanan perde ile başlayan ye-ye temposunda bir müzik salonun aniden karışmasına çığlıkların, ıslıkların ve alkışların had dereceye varmasına yetti. Günlerden Cumartesi, Küçükyalı'da bir sinemanın salonu ve bu çığlıkların, bağırmaların sebebi de 'The Shadows' tipi bir parça ile mevsimin ilk konserini açan Silüetler topluluğunun sahnede görünmesi. Popüler müziğin en beğenilen parçalarından kurulu yeni repertuarları ile dinleyicilerinin karşısına çıkan Silüetler, bir Beatles veya Trini Lopez konserinde dinleyicilerin gösterdiği tezahürata yakın ilgi topladılar."


Ses Dergisi 2 Ekim 1965, sayfa 22
Ses Dergisi 2 Ekim 1965, sayfa 22

Grup 1966'da Zeki Müren'in de jüriler arasında bulunduğu Altın Mikrofon yarışmasına tekrar katılıyor ve kürt havası olan "Lorke Lorke" ile bu sefer birinciliği elde ediyor. Toplumun sevip benimsediği bir Zeki Müren ekolünün olduğu bu dönemde Mesut Aytunca gibi Anadolu Rock'ın belki biraz maskülenliği ile baskın olduğu bir ortamda verilen mücadele biraz daha uğraş oluyor bu topraklarda.


1967 yılına gelindiğinde ise Mesut Aytunca, Meteorlar'dan Murat Ses ve Aziz Ahmet'le bir araya gelerek grubun ilk uzunçalarına imza atmışlardır. Ancak Aziz Ahmet ve Murat Ses bir süre sonra aradıklarını bulamadıklarını söyleyerek gruptan ayrılmıştır. Gruptan ayrılan üyelerin bir kısmı ise Moğollar'ı kurmuştu. Yani aslında Gökçen Kaynatan'ın da vurguladığı gibi Anadolu rock müziği Moğollar ile değil, Mesut Aytunca ile başlamıştır.


Mesut Aytunca'ya daha yakından bakmak gerekirse kendisi 1944 yılında asker bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş ve henüz genç yaştayken müziğe başlamıştır. Gökçen Kaynatan Orkestrasında çalmıştır ve üçüncü sınıfta Tıp okulunu bırakıp Gazetecilik okuluna gitmiş ve Gazetecilikten mezun olmuştur.


70'li yıllara gelindiğinde ise grup üyelerinde yapılan değişikler ve Lorke ile Konya Kabağı'nın yeni yorumları müzikseverler tarafından beğenilmemişti. Aytunca ise git gide eski üretkenliğini kaybetmişti. 1971 yılında ertelediği askerlik görevini yapmak için Gelibolu'ya giden Mesut Aytunca'nın sonrasında, bas gitarist Engin Başaran Aytunca'sız Silüetler'i tekrar topluyor ancak başarılı olamıyor. Aytunca ise askerlik yaptığı yörenin gençleriyle başka bir Silüetler kuruyor. Mesut Aytunca'nın askere gitmesi ise kime kaynaklara göre babasının derin bir nefes almasına sebep oluyor.



Askerlik sonrası talep göreceğini düşünerek Aytunca, "Mesut Aytunca Silüetleri" ile Ley Ley Leylo, Bir Dost Bulamadım'ı 45'lik olarak yayınlıyor ancak beklenen ilgi gelmiyor. 73 yılında grubu dağıtan Aytunca Kuveyt'e gidiyor ve orada Hint/Arap müziğine dair örneklerde veriyor.


Tarihler 28 Mayıs 1976 tarihini gösterdiğinde ise Mesut Aytunca bır kadın çorabıyla öldürülmüş halde bulunuyor. Bir garsoniyer tuvaletinde vahşice katledilen Aytunca'nın bedenini bulan ilk kişi ev arkadaşı Doğan Kınaytürk. Kınaytürk, arkadaşının ölü bedenini gördüğünde ilk olarak polisi aramak yerine Mesut Aytunca'nın babasını arıyor. Oğlunun yanına gelen baba, Aytunca'nın çıplak bedenini tuvaletten kaldırıyor, yatağa yatırıp oğlunu giydiriyor ve sonrasında polise haber veriyor. Yapılan robot çizimle ise katilin Ali İhsan Özbey olduğu anlaşılıyor. Kimilerine göre Mesut Aytunca eşcinsel eğilimlerini saklamayan biriydi, bu yüzden de çok çekmişti. Doğan Kınaytürk'ün ise de aradan 19 yıl sonra bıçaklanarak öldürüldüğü haberi çıkıyor ve Türkiye Lgbti topluluğunun bloğuna göre Türkiye'nin ilk eşcinsel cinayetleri başlığının altında yer alıyor. Başlık ise şöyle: “17 Mayıs 1995: Eşcinsel olduğu anlaşılan emekli bankacı Doğan Kınaytürk, İzmir’de evinde bıçaklanarak öldürüldü.”


Hey dergisi 7 Haziran 1976, sayfa 33
Hey dergisi 7 Haziran 1976, sayfa 33

Türkiye'de kimlik mücadelesini yaşatmak hiçbir zaman kolay olmadı. Toplum Zeki Müren gibi ekolleri sevip sayarken arka plandaki isimlerin hayatları hiçbir zaman görünen gibi olmadı. Bir kesim saygı duyulan starlara dönüşürken bir kesim var olma çabasını sürdürdü. Mesut Aytunca ve bize bıraktığı müzik armağanın yanında onun olduğu gibi var olma çabası da topluma miras kaldı. "Bir Dost Bulamadım" şarkısında dile getirdiği derdinde, bu fani dünyada sahiden de bir dost bulamamıştı. Biz onu ve Silüetleri Anadolu Rock'ın efsane isimleri olarak ve rock müziğine getirdikleri yenilikçi yaklaşımlarla tanıdık. Arka plandaki toplumsal mücadele ise müzikle kol kolaydı. Moğollar'dan Taner Öngür'e göre, “O bir glamourdu; bir sihir, bir cazibe. Erken bir Elton John, bir David Bowie.”


Parlayan şey hiçbir zaman salt müzik değil, arkasındaki hikayede olmuştur. Müziğin daha nice hikaye ve karakterlere ses olması dileğiyle.



Silüetler-Sis:

Yorumlar


Rock ve Metal Haberleri İçin Abone Olun!

RÖPORTAJLAR

LİSTELER

YENİ ÇIKANLAR

  • White Facebook Icon
  • Instagram - Beyaz Çember

Kritikzine 2024 by Kritik Records © Tüm Hakları Saklıdır

ALBÜM KRİTİKLERİ

HAKKIMIZDA

Rock metal haberleri, röportajları, albüm incelemeleri içeren güncel müzik portalı

bottom of page