Türkiye'de Çevreci ve Toplumsal Müzik: Objektif-Sokağın Sesi Albüm İncelemesi
- Aydasu Bekçi
- 4 saat önce
- 4 dakikada okunur
Bazı albümler vardır, aradan yıllar geçmesine rağmen kendini dinletir. Ne kadar zaman geçerse geçsin verdiği toplumsal mesaj bugüne hitap etmeye devam edebilir, insana dair, çevreye dair gözlemi bugünün dünyasını yansıtır. Müziğin politik ve toplumsal işlevini yitirmeye başladığı bu günümüz çağında aradığımız bu boşluğun imdadına yetişen, geçmişten gelen en önemli Türkçe rock albümlerinden bir tanesi Sokağın Sesi.
2007 yılında Samsun çıkışlı Türk rock grubu Objektif tarafından yayınlanan Sokağın Sesi adlı albüm, grubun özellikle ilk albümlerden olan "Tımarlı Hastane" ve "Hayal ve Yaşam" albümlerinden hem konu hem de teknik olarak daha farklıdır. 1988 yılında Vecdi Yücalan tarafından kurulan grubun en son albümüdür Sokağın Sesi. Tımarlı Hastane'de, Hayal ve Yaşam'da gördüğümüz soyut progresif rock anlayışı 2000'lerle birlikte daha protest daha toplumun içinden bir anlayışa evrilir. Bu albümde gördüğümüz en temel özellik ise ana öznenin soyut kavramlarla yapılan hayal, rüya ve insan tasviri yerine ana öznenin sokağın ve sokağın içindeki insanın olmasıdır. Albümün adından da çıkarabileceğimiz gibi, Sokağın Sesi.
Ağdaş Müzik tarafından yayımlanan albümde gitarda Hakan Şavklı, vokalde Vecdi Yücalan, bas gitarda Başat Karakaş, davulda Taner Keser, klavyede ise Toygar Işıklı, Bülent Güven ve Volkan Uzunhasanoğlu yer alır. On bir parçadan oluşan albümün içindeki parçalar sırasıyla şunlardır:
1-Otobüs
2-Kerkük Zindanı
3-Olabilecek
4-Cansuyu
5-Ağaç
6-Ne Oldu? Nasıl Oldu?
7-Oğlum
8-Beni Yalnız Bırakma
9-Leşçi
10-Aşkının Peşindeyim
11-Yuh!
Sokağın Sesi albümünde gördüğümüz çevreci ve politik tutumu 2000 çıkışlı Künye albümünde de görmekteyiz. Ancak Künye ile Sokağın Sesi'ni ayıran temel nokta şudur; Künye daha sert, politik şarkıları içinde bulunduran bir albümken Sokağın Sesi ise içinde politikanın yanında insanın yaşadığı yalnızlığı ve çevreci şarkıları içinde barındırır.
Albümde ki şarkıları incelemeye geçmeden önce albümde incelenmeye değer diğer bir şey ise albümün kapağıdır. Ritimlerin ve ezgilerin ötesinde mesaj verme ve insana bir şeyler hissettirme görevini görsellerde en az onlar kadar başarılı yapabilir. Sokağın Sesi'nin albüm kapağı da buna en güzel örneklerden bir tanesidir. Bazen şarkılarla desteklenen resimler, renkler ve çizgiler birbirinin tamamlayıcısı olur. Renkler ise bunun yapı taşlarından bir tanesidir. Albüm kapağında en çok kullanılan renk yanlardan fışkıran alevlerle desteklenen bir yeşildir. En ortada elinde mikrofonuyla haykıran Vecdi Yücalan'ı, en solda elinde bas gitarıyla Başat Karakaş'ı ve sağ tarafta gitarıyla Hakan Şavklı'yı görürüz.

Yeşil rengi bize doğanın kendisini, alevler ise orman yangıları ve çevre tahribatını anlatıyor. Albümün kapağı dahi bize albümün kimliğiyle ilgili büyük bir ipucunu önümüze sermiş oluyor esasında.
Bu albümde benim ilk ele almak istediğim parça "Olabilecek". Bu parça albümün bütününe göre daha yavaş tempoda ilerleyen ve daha insanın duyguları üzerine inşa edilmiş bir parça. Albümün genel politik atmosferinin yanında insani yanın daha baskın çıktığını görüyoruz bu parçada. Gitar tonu daha yavaş, sakin ve melankolik. Sadece bir aşk şarkısı değil, geçmişe dair bir özlem, geçmiş yaşam analizi.
Bir diğer duygusal derinliği yüksek parça ise "Cansuyu" dur. Doğa metaforlarıyla bir hikaye dizgisi sunar bu parça bize. Parçanın açılışında Okan Şamil'in Keman'ı bizi karşılar. Bu parçanın genel temposu yine daha sakin bir ritim ve tempoyla giderken şarkının sonuna doğru kısa bir gitar solosu da bize eşlik eder. Lirik bir anlatıma sahip olan bu parçada umutsuzluk yine öne çıkan temel duygudur. "Aşkımın can suyu karlı dağlardan" sözü bize insanı hayatta tutan temel metafor can suyunun uzaklarda, neredeyse ulaşılmaz dağlardan olduğunu anlatırken "Sığınacak limanlar hep uzaktalar" sözü de bu ulaşılmazlığı, uzaklığı ve umutsuzluğu tamamlar.

"Ağaç" parçası ise bize albümün çevreci kimliğini hatırlatan önemli parçalardan bir tanesi. Yine orta tempoda, sert distorsiyonun hakimiyeti var. Ana özne şehrin ve sokağın, doğanın yaşam kaynağı olan ağaç. "Kökü yutmuş, ağacın sevdaları" sözüyle yapılan girişte ve "Yolda kalan garibe ev olmuş, yar olmuş, yol olmus, can olmuş" sözleriyle ağacın yaşamın her anına tanıklık eden ve insan belleğinin bir taşıyıcısı olan bir nesne olduğunu görüyoruz.
"Ne Oldu, Nasıl Oldu?" da bize derinden bir sorgulama sunar grup. Bize değişeni sorgulatır ve içinde bulunduğumuz noktayı. Müzikal olarak progresiften ziyade biraz daha hard rocka yakın bir çizgide ilerler. Bir aşk şarkısı olmasına rağmen esasında bir aşk şarkısından ziyade içinde bireye dair bir sorgulamada sunar.
Bu albümün içerisinde benim en çok ilgimi çeken parçalardan biri ise "Beni Yalnız Bırakma" dır. Giderek yalnızlaşan ve bireyselleşen bir toplumun içinde kendi başına var olmaya çalışan bir insanın ağıtı. "Mekanın var zamanın yok, gidenler var hiç dönen yok" gibi sözlerle insanın içinde sıkışıp kaldığı düzene karşı bir hayıflanmada veriyor bize. Duygu merkezli bir vokal ve melodik bir gitar görmekteyiz bu parçada.
"Leşçi" ise albümün protest kimliği en yüksek parçalarından bir tanesi. Sorgulamanın, konuşmanın ve baş kaldırmanın yasak olduğu bir dünyada düzene biat eden, sorgulamayan insan figürünü eleştirir. "Ne kadar paketliysen, o kadar kolaydır seni açmak." "Alım gücü yüksek leşçi seni çürütmek ve işlevsiz sürüye katmak için bekliyor yine" sözleriyle işçi işveren, yöneten yönetilen dengesizliğini ve ilişkisini anlatıyor bize. Güçlü riffler, hareketli bir davul ve sert bir vokal hakimdir parçaya. Parçanın ana metaforu "leşçi" ise sömürendir.
Son olarak ise bu albümün en çevreci niteliği taşıyan parçası "Yuh!" tur. Gerçek bir olaydan esinlenen bu parçanın açılışında bahsedilen "İtalyanlar geldiler, sene 1988 Sinop sahilleri, İtalyan gemileri, zehirli variller" sözü 1988 yılında İtalyan gemilerinin zehirli endüstriyel atıklarını yasa dışı bir şekilde Karadeniz'e salmalarını anlatır. Karadeniz'e salınan bu variller Sinop ve Samsun kıyılarına vurmuş ve bölge halkı gerek ekonomik, gerek balıkçılık gerekse insan sağlığı açısından yıllarca büyük bir tehdide maruz kalmıştır. 390 zehirli atık varilini İtalya uzun bir süre boyunca geri almayı kabul etmemiştir.

Bir dönemin ekolojik tahribatını göz önüne seren ve erken dönem çevreci hareketin oluşmasında en büyük rolü üstlenen parçadır yuh. Şarkının klibinde ise greenpeace'ten alınan görüntülerle orman yangınları, doğa katliamı, denize bırakılan variller ve öldürülen fok balıkları yer alır. Beni Yalnız Bırakma insanın ağıdı ise Yuh! doğanın ağıdıdır. 2007'de yayımlanan bu parçanın üstünden tam olarak 19 yıl geçti. O dönemden bugüne yaşanan iklim krizi ise hala güncelliğini korumakla beraber çok daha ileri bir seviyeye ulaşmış durumda.
Bugün Muğla Akbelen'de, Kazdağları'nda, Ordu ve Giresun'da yapılan ve yapılması planlanan doğa katliamları için, Çanakkale ve İzmir'de her yıl çıkan orman yangınları için Yuh! Biz bir şeylere yuh demedikçe, bir şeyler için ses çıkartmadıkça devam edecek olan katliamların önüne geçmek için müzikle ve sanatla sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.
"Bütün kış, işedikleri denizlere
Yazın yüzmeye, gidenlere yuh
Yemyeşil ormanları
Yakıp yakıp, kaçanlara yuh
Zehir dolu, zehir dolu atıkları
Döküp döküp, kaçanlara yuh
Yüz yıllık, binaları
Yıkıp yıkıp, gidenlere yuh"
Objektif Sokağın Sesi'ni Dinlemek İçin:
Objektif-Yuh! Klip:



Yorumlar