Albüm İncelemesi: The Pretty Reckless- Dear God
- ozdegokbayrak ✪

- 13dk.
- 5 dakikada okunur

Dear God. Duygusal çalkantıların tümünün dışa vurum albümü; merkezinde Taylor Momsen’ın olduğu ve depresyon, kayıplar, yas ve psikolojik bunalım süreçlerini çok sanatsal ve duygusal işleyen bir albüm.
The Pretty Reckless, kariyerinin bu noktasında artık kendini kanıtlama telaşında olan bir grup değil. Bu noktada, Taylor Momsen’ın 2009’dan bu yana taşıdığı rock yıldızı kimliği, o yıllardan bu yana dışarıdan oldukça net görünen bir figür yarattı. Şöyle asi rock yıldızı havasında bir yırtıcılık ve sağlam bir sahne ve vokal usulünü. Bugüne kadar onun “asi ve sarsılmaz” bir rock yıldızı kimliği vardı. Ama olur ya hep, güçlü ve sert görünen insanların altında duygusal yaralanmalar vardır. Sert kabuğun ve taviz vermeyen korumacı tavırların arkasında, yara almamak için dikenlerini çıkaran bir figür. Ama o kabuğun altında, zaten çoktan yara bere içinde kalmış, bazı yaralar kanamaktan kabuklaşmış, nasırlaşmış, bazı morluklar hala daha taze.. Bu da bir yük oluşturur ruhumuzda. Bir noktada bu ruhani yükü, ister inansın ister inanmasın “kendisinden daha manevi ve yüksek” bir figüre anlatma, yakarma isteği gelir.
Dear God böyle bir albüm işte. “Bak sevgili Tanrı’m” diye seslenmesi, Momsen’ın “bazı taşıyamadığım şeyler var, artık bunlar bana ağır geliyor” deyip, eline kalemi kağıdı alıp, “bak Tanrım, bende böyle böyle dertler var, hadi gel şarkı yazdım bi bakalım” diye başladığı yolculukla çıkartılan eserleri. Aslında Dear God, bu güçlü kadın rock figürünün üzerindeki deri ceketi çıkarıp altındaki morlukları cesaretle göstermesinden ibaret. Albümün en etkileyici yanı da bu.
Albümün felsefesinden sonra içeriğine odaklanıldığında; toplamda 50 dakika ve 14 parçadan oluşuyor. İlk şarkı “Life Evermore Pt. 2” kısa bir açılış. Ardından gelen “For I Am Death” şarkısını albümdeki en suisidal şarkı olarak değerlendiriyorum. Bu parça, hayattan vaz geçmişliğin çok sanatsal anlatılmış bir hali. Duygusal yük itibariyle beni çok etkileyen parçalardan bir tanesi. The Pretty Reckless’ın sert ve sahneye yakışan rock şarkılarını başarıyla icra ettiğini gösteren bir şarkı. Taylor Momsen bu şarkıda, sözlerine odaklanıldığında ölümü neredeyse kendi sesiyle konuşturuyor gibi. Şarkı, yas, bağımlılık, tükenmişlik ya da insanın kendini yıkıma sürüklemesi gibi farklı duygulara çekilebilir; yani biraz nereden baktığınıza bağlı. İyi rock şarkısının alameti de biraz bu zaten: dinleyicinin kendi karanlığını içine yerleştirebileceği kadar geniş olması.
“When I Wake Up”, albümün enerjik bir şarkısı. Tüm albümü bir psikolojik tahlil olarak değerlendirdiğimizde sanki manik epizot gibi düşünülebilir. En enerjik ama alttan alta en tehlikeli anlarından biri. İlk dinleyişte hareketli, neredeyse eğlenceli bir rock parçası gibi fakat sözlerin ve atmosferin altına indikçe burada kontrolü kaybetmenin, fazlalığın ve sabaha nerede uyanacağını bilmeyen bir hayat biçiminin tasviri var.
Albümün en kırılgan, en üzgün, en dargın, benim de halet-i ruhiyemin temsilcisi olan şarkıları ise “Love Me” ve “Dear God”. “Love Me”, sözleri itibariyle çaresizce bir sevilme ihtiyacını anlatıyor. Her şeyi yapmasına rağmen ihanete uğrama, kendinden verdiği tavizlere rağmen neden hala sevilmediğini sorgulama hali, duygusal olarak çok vurucu. Burada Momsen’ın vokalleri de bir tık kırgın, üzgün geliyor kulağa. Artık bıkmış, yılmış, hiçbir şeyin olmamasına kırgın ve isyankar. Tanrı’ya soruyor: Neden?
“Why doesn’t anyone love me? I just need someone to want me”
“Why doesn’t anyone care? Why don’t you answer my prayers?”
Bu sözlerin neyi ima ettiğini söylememe bile gerek yok aslında..
Bir rock yıldızının özgüveninden çok, sevilmeyi ve görülmeyi isteyen bir insanın çıplaklığıyla duyuluyor sesi. Sözleri çok insani bir isteği temsilen yazılmış: Sevilmek. İnsanın temel ihtiyacına dokunuyor direkt olarak; birinin seni gerçekten istemesi, duyması, tutması. Ve Momsen, Tanrı’ya bunun için yalvarıyor, soruyor. Diyor ki neden sevilmiyorum, elimden gelenin en iyisini yaparken neden sevgiyi hak edemiyorum? Sorun bende mi yoksa bu benim kaderim mi?
Albümle aynı adı taşıyan “Dear God” ise Tanrı’ya yazdığı en büyük yakarışı. Ama bu klasik anlamda dinsel bir şarkıdan çok, insanın çaresiz kaldığında yukarıya, içeriye ya da başka bir insana doğru uzattığı o çaresizce son umut gibi. Parçada öfke, korku, umut ve “beni buradan çıkar” diyen bir sıkışmışlık var. Taylor Momsen’ın vokali bu şarkıda, Love Me’de olduğu gibi yumuşak ve kırgın duyuluyor. Ses tonundan bize bu kırgınlığını öyle bir yansıtıyor ki iknayız, biz de kırılıyoruz ve parçalanıyoruz bu şarkıyla.
“Dragonfire”, albümün beklenmedik biçimde parlayan parçalarından biri. Akustik gitar dokusuyla başlayıp daha geniş, daha yanıcı bir atmosfere açılması, The Pretty Reckless’ın klasik hard rock kalıplarına sığmadığını gösteriyor. Şarkıda birden bire yükselen de bir tempo var. Love Me ve Dear God'dan sonra gelmesi de duygusallığın içeride birden alev topuna dönüşmesi ve yalnızlığın, üzgünlüğün ifade edildikten sonra öfkelenilmesini yansıtıyor. Daha çok küller, ateş, öfke ve hayatta kalma güdüsüyle yazılmış karanlık bir masal gibi. Kim bilir belki de bu üçlemeyi (Love Me- Dear God- Dragonfire) psikolojik yıkılışın evreleri gibi düşünüp albüme bu şekilde sıraladılar 🤷🏻♀️ Canlı performansta çok güçlü çalışabilecek bir parça olduğu şimdiden belli.
Albümün ikinci yarısında grup, daha farklı ruha bürünüyor. “About You”, öfkesi daha dışa dönük, nakaratı daha yakalayıcı bir şarkı. Albümün ağır havası içinde dinleyiciyi biraz yukarı çekiyor. “Spell On You” ise cadımsı, teatral ve bilerek abartılı tarafıyla dikkat çekiyor. Bu parça herkes için albümün en güçlü anı olmayabilir; hatta bazı dinleyiciler için fazla tanıdık ya da fazla oyunbaz duyulabilir. Ama The Pretty Reckless’ın karanlık mizahını ve intikam fantezisini seviyorsanız, burada yakalanacak eğlenceli bir enerji var.
“Rollercoaster Of Life”, adına uygun şekilde inişli çıkışlı bir hayat fikrini klasik rock tarzından yakalıyor. Albümün en sarsıcı parçası değil ama bütünün içinde bir nefes alanı yaratıyor. “Eye Of The Storm” ise daha ağırbaşlı bir şarkı. Dünyanın ahvaline, eşitsizliğe, içsel fırtınalara ve insanın ayakta kalma mücadelesine odaklanmış bu şarkı.
“Devil In Disguise (Michelle’s Song)”, albümün en mahrem anlarından. Akustik yapısı ve sade anlatımıyla büyük jestlere ihtiyaç duymadan çalışıyor. Yasın, sevginin ve birini kaybettikten sonra geriye kalan o tarif edilmesi zor boşluğun içinden konuşuyor. The Pretty Reckless burada sesini kısmayı biliyor; bu da parçayı daha etkileyici hâle getiriyor.
Kapanışa doğru gelen “Dark Days”, albümün genel duygusunu toparlayan parçalardan biri. Burada karanlık bir gelecek hissi var; ama bu tamamen umutsuz bir tablo değil. Daha çok “karanlık gelecek, evet; ama biz yine de yürümeyi öğreneceğiz” diyen bir kabulleniş. Bu açıdan Dear God, yalnızca çöküşü anlatan bir albüm değil. Çöküşten sonra insanın kendini nasıl topladığını, bazen toplamadığını, bazen de sadece bir sonraki güne nasıl geçtiğini anlatıyor.
Müzikal olarak The Pretty Reckless, bu albümde kesinlikle daha olgun ve daha bütünlüklü bir yer ediniyor. Blues rock, post-grunge, klasik hard rock ve yer yer folk dokuları aynı albümde buluşuyor.
Peki bu albüm, Dear God, kusursuz bir albüm mü? Hayır. Bazı anlarda tanıdık rock imgelerine fazla yaslandığı, bazı şarkıların diğerleri kadar derine inmediği söylenebilir. Ama albümün genel etkisi bu küçük ayrıntıları kapatabilir. The Pretty Reckless, kendi karanlığından, kendi geçmişinden ve kendi inancından çıkan bir albüm ortaya koymuş kesinlikle.
Sonuçta Dear God, The Pretty Reckless’ın bugüne kadarki en içe dönük, en ruhsal ve en insani işlerinden biri. Psikolojik olarak çok sarsıcı sözlere sahip; dinleyen kişi için şunu söyleyebilirim, kendini tamamen iyileşmiş gibi göstermiyor. Yaraları kapatmıyor. Sadece onları saklamadan yürümeye devam ediyor.
Dear God, karanlık günlerin içinden geçen, ama hala güçlü duran, sesini kısmayan bir grubun albümü. Ve bazen rock’n’roll tam olarak budur: Tanrı’ya seslenirken bile amfileri sonuna kadar açmak.
Albüm Puanı: 8.5/10 🔥
Kimleri dinliyorsan seversin: Halestorm, Soundgarden, Audioslave, Joan Jett. 🤘🏽
Favori üç şarkım: Love Me, Dear God, Dragonfire 🖤



Yorumlar