The Aristocrats ve Oyuncak Hayvanlarla Dolu Bir Akşam!
- Kerem ESE
- 4 May
- 3 dakikada okunur

Dün akşam If Performance Hall resmen bir yetenek şölenine ev sahipliği yaptı. Sahnede dinleyicilerin her şarkıda ısrarla şaşkınlıklarını gizleyemeyip etrafındakileri dürterek tepkiler vermesini sağlayacak boyutta yetenekli üç insan vardı.
The Aristocrats… Herhalde günümüzde gitar, bas ya da davul çalan herhangi birine dünya çapındaki idollerini sorsak Guthrie Govan, Bryan Beller ve Marco Minnemann isimlerini kesinlikle zirvede sayacaktır. Dolayısıyla grubun kendine, her ne kadar onlar bu konuya oldukça esprili yaklaşıyor olsalar da, bu ismi seçmeleri yersiz değil. Her biri kendi alanlarında bir tanıtıma ihtiyaç duymayacak kadar bilinen usta müzisyenler ve işte bu müzisyenler 2 Mayıs Cumartesi akşamı Beşiktaş If Performance Hall’da “The Duck Tour” kapsamında sahnedelerdi. Jazz, Fusion, Rock ve hatta Metal türlerini tamamen enstrümantal şekilde düzenledikleri ve bolca müzikal esprilerle bezedikleri şarkıları içerisinde bizlere keyifle dinlettiler.
“The Duck Tour” konserinin açılış şarkısı bir Perrey & Kingsley cover’ı olan “Swan’s Splashdown”dı. Ki buna da şarkının yüksek oranda içerdiği ördekli melodiler nedeniyle konserin ilk şakası bile denebilir. Setlist’in tümü ise şu şekildeydi:
Swan’s Splashdown
Hey, Where’s My Drink Package?
Aristoclub
Sgt. Rockhopper
Sittin’ With a Duck on a Bay
Spanish Eddie
Drum Solo
The Ballad of Bonnie and Clyde
Flatlands
Here Come the Builders
This Is Not Scrotum
Get It Like That
Desert Tornado
Konserde grubun son çıkarmış olduğu 9 şarkılık “Duck” albümünden 6 şarkıya yer verildi. Her şarkı geçişinde albümün Antarktika’dan New York’a giderek başını türlü belalara sokan baş kahramanı Sgt. Rockhopper’ın hikayesinin yeni bir aşamasını grup üyelerinden bizzat dinledik. Açıkçası herhangi bir konserde şarkı aralarında bu kadar hikaye anlatılıp bu kadar akıcı ve sıkmadan konser yapılabileceğini hiç düşünmüyordum fakat bu anlatılar ve eklenen gösterilerle konserden tahminlerimin çok üstünde bir keyif aldığımı söyleyebilirim. Hatta gelin Guthrie Govan’ın ağzından Sgt. Rockhopper’ın hikayesini birlikte dinleyelim.
Bir konserin görünmez kahramanı ya da katili çoğu zaman ses mühendisidir. Genellikle de sahnede olmadıkları için takdim edilmez, çok tanıtılmazlar fakat bu konserin ışığını en çok parlatan isimlerden biri davulcu Marco Minnemann’ın da belirttiği üzere ses mühendisi Dimitris Karpouzas’dı. Davul dahil olmak üzere her şarkı içinde her enstrümana verdiği efektlerle bu işle ilgilenen dinleyicilerin aklını başından almayı başardı. Karpouzas’ı, adının karpuza benzemesine kısaca takıldıktan sonra, Marco Minnemann anons etti ve sesini “metal” yapmasını isteyerek yeni şarkıyı anons etti.
The Aristocrats enstrümantal müzik yapan bir gruba göre sahnede oldukça aktif söz alıp bu anlatıları “catchy” esprilerle bezeyerek seyircinin dinleyeceği genellikle 6-7 dakikalık şarkılarda kaybolmamasını başarıyla sağladı diyebiliriz. Bunlara Guthrie Govan’ın sadece “Spanish” olduğunu düşündüğü üç akora sahip olduğu için bu şekilde adlandırdığı fakat Google aralamarında sürekli Laura Branigan’ın aynı isimli şarkısı ile karıştırıldığını belirttiği “Spanish Eddie”, aslında huzurlu bir jazz şarkısı yazmaya çalışırken binasını istila eden inşaatçılara ithafen şarkıyı inanılmaz zor çalınır ve dinlenir hale getirerek seyirciyle artık eşit koşullarla olduğunı söylediği “Here Come the Builders” ve son olarak da Bryan Beller’ın bir kadın ve erkek tarafından çalınan enstrümanlarını, her ne kadar hırsızlar yakalanmış olsa da, geri alamamasının hikayesi olarak yazdığı “The Ballad of Bonnie and Clyde” örnek verilebilir.
Bütün bunların yanında konserin akıllardan çıkmayacak anları listesine kesinlike girecek üç bölüm daha vardı. Parça parça inceleyelim:
The Drum Solo:
Böylesine bir davulcudan elbette hepimiz ağızlarımızı açık bırakacak bir davul solosu bekliyorduk. Minnemann da bu beklentiyi ziyadesiyle yerine getirdi. Ancak kimsenin beklemediği şey Marco Minnemann’ın ses çıkaran oyuncak bir domuzu kendi davulu ile looplayıp bunun üzerinden solosuna devam etmesiydi. İşte o anlar:
Guthrie’nin Keman-Gitarı:
Bryan Beller, This Is Not Scrotum şarkısını Doğu Avrupa müziğinden esinlenerek yazmaya çalışıp bir Amerikalı olarak bunu başaramayacağını anlayınca Guthrie Govan’ın Hans Zimmer konserlerinde beraber çalıştığı Rusanda Panfili’den destek aldığını anlattı. Aynı zamanda konserde sık sık şakayla karışık tekrarladıkları “Biz enstrümantal bir grubuz dolayısıyla paramız pek çok şeye yetmiyor.” cümlesiyle Panfili’yi tura kendileriyle birlikte çıkaramadıklarını, neyse ki Guthrie’nin artık gitarıyla keman da çalabildiğini söyledi ve şarkıya başladılar:
Oyuncak Hayvan Orkestrası:
Konserin sonlarına doğru grup daha önce tanıtmış oldukları oyuncak domuz ve tavuğu, seyircinin de dahil olduğu bir canlı orkestraya çevirmeye karar verdi. Salonun bir kısmı Marco Minnemann şefliğinde domuzun kısımlarını tekrarlarken diğer yarısı Bryan Beller’a eşlik ederek tavuğu canlandırdı ve ortaya bu görüntüler çıktı:
Uzun zamandır bu üç efsanevi müzisyeni de takip eden biri olarak konsere en nihayetinde çok daha sade 2 saatlik bir teknik enstrümantal performans dinlemeyi beklerken, beklentimin aksine çok daha interaktif, seyirciyi performansın içerisinde tutan ve konserin sonuna kadar kimsenin sıkılmaya vakti olmadığı bir gösteriyle karşılaşmanın verdiği keyfi anlatmam mümkün değil.
Konser üçlünün Get It Like That şarkısı ardından yaptıkları fotoğraf çekimi ve sonrasına ekledikleri encore parça Desert Tornado ile kapandı. Konser esnasında ses mühendisinden biraz daha “hi-hat” istemenin, sahneye bira istemenin ve merch standı anonsu yapmanın tamamen normal olduğunu bizlere gösteren bu akşam için The Aristocrats’a teşekkürü borç biliriz.




Yorumlar